Kur’an’a Göre Dünya Ve Ahiret Saadetinin Kodları - 2
Mücahid Haksever

Kur’an’a Göre Dünya Ve Ahiret Saadetinin Kodları - 2

Bu içerik 219 kez okundu.

Huzurun kaynağı Kur’an'dır. Kur'an’sız gönüller huzursuz, Kur’an'sız hayat anlamsızdır. Bundan dolayı Kur'an, bize huzurlu bir hayat için tavsiyelerde bulunmaktadır. Huzur anlamında kullanılan Kur’ânî kelime " سَك۪ينَةٌ" kelimesidir. Sözlükte “sakin olmak, durmak; susmak” manasındaki sükûn kökünden türeyen sekîne, “ağır başlılık, vakar, rahmet, güven, kişiyi teskin eden şey” demektir.[1]  Râgıb el-İsfahânî kelimeye, “müminin kalbini teskin eden ve ona güven veren melek, şehvete meyletmekten alıkoyan akıl, korkunun yok olması durumu” anlamlarını vermiştir.

Üzüntü ve korku içerisindeki kalp, Allah'ın bahşetmiş olduğu bu sekinetle, huzur ve itminana erer, Allah'ın ona çizdiği kadere rıza gösterir, isyan etmez. Huzur ve sükûn bulmamız için Kur’an’ın bir tavsiyesi de mukaddes eşya ve eserlerdir. Mukaddes eşyaların insana huzur ve sekînet verdiğinin misali, Kur’an’da geçen kutsal tabut misalidir:

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِه۪ٓ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ ف۪يهِ سَك۪ينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ۟

"Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Mûsâ ailesinin, Hârûn ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz bunda şüphesiz, sizin için kesin bir delil vardır."[2]

Ayet metnindeki tabut, Hz. Musa’nın emri üzerine bir marangoz tarafından ahşaptan yapılmış, içi ve dışı altın levha ile kaplanmış sandıktır. Yahudi literatüründe bu sandığa, ahid sandığı denilmektedir. 2,5 x 1,5 arşın ebadında (1 arşın=68 cm.), yüksekliği de bir arşın kadar olan ahid sandığının dört tarafında dört altın halka ve taşımak için bunlara geçirilmiş iki sopa vardı. Tabutun içinde Tevrat’ın sayfaları yazılı malzeme, Hz. Mûsâ ile kardeşi Hârûn’dan kalan elbise, baston (asa), sancak gibi bir kısım eşya (bakiye) bulunuyordu.[3] Bu ayeti kerimede, ahid sandığının yanlarında bulunmasının, İsrail oğullarına moral vermesinden, onlara cesaret vermesinden, zafer için ümitlerini arttırmasından söz edilmektedir.

Hiç şüphesiz, dünyevi nimetlerin verdiği sarhoşlukla kendimizden geçtiğimiz, huzur ve sekînete çok muhtaç olduğumuz, zafere olan ümidimizin azaldığı, cesaretimizin kırıldığı bir süreç yaşıyoruz. Huzur bulmak, silkinmek, azim ve cesaretimizin artması için, bizlerinde, Kutsal Tabut yerine geçecek ve kalbimize sekînet verecek olan kutsal yerler ve mekânlara ihtiyacımız vardır. Dünyanın kirlenmişliğinden bir an olsun kurtulup, onlara bakmakla kendimize gelebileceğimiz mekânlar… İsrailoğullarına kutsal tabutu sekînet için gönderen Allah, bizler için onlarca tabut bahşetmiştir. İsrailoğulları tabutu gördüklerinde ondan cesaret alıyordu. Bizim tabutlarımız ise, daha görmeden, ismi anıldığında dahi huzur ve sekînet hissi veriyor. O tabutların ismi anıldığında dahi, aşıkların kalpleri ürperiyor. Mekke'miz, Medine'miz, Kudüs'ümüz, Kabe'miz, Hacerül Esved'imiz, Ravza-ı Mutahhara'mız. Bu mekanlar bizlerinde huzur ve sekînet bulduğu mekanlardır. Her yıl milyonlarca insan, bu mekanlara huzur bulmaya gidiyor. Ve Cenabı Allah, kutsal tabutla sekînet verdiği İsrailoğulları gibi, bu kutsal topraklara giden Müslümanlara da huzur ve sekînet veriyor. Zulüm, isyan ve türlü türlü cürümlerle kirletilmiş bu yeryüzünde, Rabbin pakladığı ve mübarek kıldığı bu topraklara gidiyor. O mekânlara gidildiğinde, daha yolda, huzur ve sekînet alametleri beliriyor. Daha oralar görülmeden gözlerden yaşlar sel olup akıyor. Dillerde "Medine xweş Medine", "Medine'ye varamadım" ilahileri yükseliyor. Bunun en güzel misallerinden biri de şair Nabi'dir. O, bir gece vaktinde, o mübarek toprakların özlemi ve hasreti içerisinde gözünü uyku alamamanın heyecanı ve sevinci içerisindeyken, yan tarafında bu coşku ve heyecandan habersiz ve ayaklarını da Medine-i Münevvere'ye doğru uzatan birini fark ediyor. Nabi bu duyguları yaşarken, içi içine sığmazken, uyuyan adamın bu halini kerih görüyor. Ve ağzından şu mısralar dökülüyor.

Sakın terk–i edebden, kuy–i mahbub–i huda’dır bu!
Nazargah–i ilahi’dir, Makam–ı Mustafa’dır bu.

(Edebi terkten sakın! Zira burası Allahu Teâla’nın sevgilisi olan Peygamber Efendimizin bulunduğu yerdir. Burası, Hak Teâla’nın nazar ettiği, Resul–i Ekrem’in makamıdır.)

Müraat–ı edeb şartıyla gir Nabi bu dergaha,
Metaf–ı kudsiyadır buse–gah–ı enbiyadır bu

(Ey Nabi, bu dergâha edebin şartlarına riayet ederek gir. Zira burası büyük meleklerin etrafında pervane olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir.)

Huzursuzluk ve mutsuzluğumuzun had safhada olduğu bu dönemde, bu kutsal mekânlar huzur ve sükûnet bulacağımız mekânlardır. Allah bizi riyadan muhafaza etsin, şu an o mübarek mekânları yazmakla dahi huzur ve sekînet buldum. Bu mekânlar, onları konuşmanın, onları yazmanın dahi huzur verdiği mekanlardır. Rabbim bu musibet yüzünden gidemediğimiz o mukaddes toprakları tez zamanda ziyaret etmeyi nasip etsin. Gönüllerimize huzur ve sekînet nasip etsin.

Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek Allah'a emanet olun.

--------------------------------------------------------------------------------------

[1] Lisanul Arab "skn" maddesi

[2] Bakara 248

[3] Hak yolu Kur'an Tefsiri

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Kur’an’a Atılan İmza
Kur’an’a Atılan İmza
Eğitimde Kayıp Nesil Korkusu
Eğitimde Kayıp Nesil Korkusu