Ey Özgürlük, Kanadı Kırık Güzel Kuşçuğum! - 2
Mücahid Haksever

Ey Özgürlük, Kanadı Kırık Güzel Kuşçuğum! - 2

Bu içerik 246 kez okundu.

Tutsaklık ve esaret, canlıların ve eşyanın tabiatına aykırıdır. Canlı ya da cansız yerinden yurdundan edilerek, özgürlükleri elinden alınmış her varlık, bunun acısını ve ıstırabını çeker. Örneğin, normal şartlarda yatağında akan su, sessiz, sakin ve uysaldır. Sessiz sedasız akar. Kimseye bir zararı dokunmaz. Akarken çıkardığı ses, onun özgürlüğünün sevincinin sesidir. Bunun içindir ki, o ses insana huzur verir. Çünkü kendi yatağındadır. Çünkü özgürdür. Suyun önüne engeller koyulduğu, özgürce akışı engellendiği ya da yatağından ayrılmaya zorlandığı zaman, sessiz sedasız akan su hırçınlaşır. Özgürlüğünü kaybedişi ve vatanını terk edişinden dolayı çıkardığı ses, insana ürperti verir. Şelalelerin çıkardığı ses, yerinden yurdundan çıkarılan suyun öfke sesidir.  Özgürlüğünü kaybetmesinin acı feryadı ve çığlığıdır.

Sazlıkta özgür bir kamış olduğu zaman, kaval da özgür bir şekilde rüzgârın esişiyle adeta kelebekler gibi havada, bir o yana bir bu yana savrulurken, hiç ses çıkarmamaktadır. Havada adeta rüzgârla dans etmekte, özgürlüğün tadını çıkarmaktadır. Ne zamanki özgürlüğüne son verilir, sazlığından koparılır, ney ya da kaval yapılmak için içi oyulur, işte o zaman acı acı inlemeye başlar. İnsanların kulağına ney ve kavalın sesi çok hoş gelir. Ama onun halini anlayan hal ehli insanlar, onun acı acı inlediğinin farkındadırlar. Tıpkı kafesteki bülbüllerin, kanaryaların ve diğer kuşların ötüşünün insanlara hoş gelmesi gibi… Aslında onlar da ötmüyor. Hepsi ey özgürlük, ey özgürlük diye feryat ediyorlar. Özgürlük onların şarkısı olmuştur. Ondan başka repertuarlarında şarkı da yoktur zaten.

Doğup büyüdüğü topraklarda inandığı gibi yaşamasına müsaade edilmeyen, renginden, dilinden dolayı hor ve hakir görülmek suretiyle, vatanından göç ettirilen, sürgün edilen nice insanın da dilinde özgürlük şarkıları, türküleri vardır. Bundan dolayıdır ki, zindanlara tıkılan birçok kişi mutludur. Çünkü bedenen tutsak edilmelerine rağmen, ruhları özgürdür. Dört duvar arasında, Nasara, yensuru, nesran[1] helbestlerini, “Tu guh dêre nutq û beyana fesîh, Ji bo ferzueynane merdê melîh”[2] sıtranlarını söylerler. O esarette, onlardan esirgenen inançlarını yaşamakta, yasakladıkları dillerini özgürce konuşabilmektedirler.  Muhaceratta yıllardır yaşamaya mecbur bırakılan muhacirler, vatan özlemi bağırlarını yakmasına rağmen, inançlarını özgürce yaşayabilmek için bu firaka katlanmaktadırlar. Habeşistan’a, Medine’ye hicret eden muhacirler gibi, Mekke’nin hasretiyle yanıp tutuşmalarına rağmen, inançlarını özgürce yaşayabilmek adına diyar diyar gezmektedirler. Onlarında gözünde tüten Mekkeleri vardır. Onlar da sahabeyi kiramın Mekke tarafına bakıp, şiirler okuması gibi, kendi Mekkelerinin olduğu yöne bakıp şiirler okumaktadırlar. Onlar da Mekke’den gelen kervanların etrafını çeviren sahabeyi kiram gibi, doğup büyüdükleri vatanlarından gelen insanların etrafını çeviriyor. Onlardan memleketlerinden söz etmelerini istiyorlar. Nitekim bir gün, bir sahabe Mekke’den gelen kervandan birine ızhir çiçeğini soruyordu; “Allah aşkına ızhir çiçeği açmış mı?” diye. Izhir çiçeği Mekke'de, baharda açan güzel kokulu bir çiçeğin adıdır. Mekkeli olup Izhir çiçeğini bilmeyen yoktur. Kervandakiler de biliyordu o çiçeği. Ama anlamadıkları Izhir çiçeğine olan bu ilgi. Izhir çiçeğini neden sordukları. Bilmezlerdi, bilemezlerdi. Çünkü onlar Mekkeliydi Ama muhacir Mekkeli değillerdi. Mekke’den uzakta yıllarını geçirmemişlerdi. Onlar her gün Izhir çiçeğine bakıyordu, ama bir muhacirin baktığı gözle bakmıyorlardı. Asla bakamazlardı da.

Tüm bu çile ve sıkıntılar, tarih boyunca, özgülükleri ellerinden alınmış özgürlük âşıklarının, özgürlük adına maruz kaldıkları çile ve ıstıraplardır. Bu ıstırap bugün halen devam etmektedir. Şuan yeryüzünde yaşadıkları ülkelerde, kendi dinlerini yaşayamayan, kendi dillerini konuşamayan nice insanlar vardır. Kendi ülkelerinde özgürlükleri ellerinden alınmış, esaret hayatı yaşamaktadırlar. Nitekim bugün, birçok Afrika ülkesinin dini Hristiyanlık; resmi dilleri ise, ya İngilizce ya da Fransızcadır. Bu ülkelerde yaşayan insanlar, kendi dinlerini değil, başkalarının onlar için seçtiği dini yaşamakta; kendi dillerini değil, hiç tanımadıkları ve bilmedikleri bir dili konuşmaktadırlar. Onların hem bedenleri hem de ruhları tutsak edilmiştir. Allah’ın geniş arzı onlara daraltılmıştır. Kendi ülkelerinin hiçbir karış toprağında özgür yaşayamamaktadırlar. Doğan her çocuk, köle olarak doğmaktadır. Ölünceye kadar da bir gün özgür olacağı günün hayaliyle yaşamaktadır.

Peygamber Efendimiz (sav) ile başlayarak, gerçek anlamda Kur’an hükümlerinin uygulandığı hiçbir devirde, insanların dinlerine, dillerine karışılmamıştır. Nitekim Medine’deki Yahudilerin aralarında meydana gelen meselelerde, onların kitapları olan Tevrat’ın hükümleriyle hükmedilmiştir. Bir mesele olduğunda, Peygamberimiz onların hahamlarını çağırır, bunun onların kitabındaki hükmünü sorar, ona göre hüküm verirdi. Medine’de yaşayan Müslümanların dilleri Arapça olmasına rağmen, Yahudilerin kendi dillerini konuşmuşlarına bir sınırlama getirilmemiştir.

Özgürlüğünü kaybetmiş tüm halklar şunu iyice bilmeliler ki; İslam dini, insanların ahiretlerinin teminatı olduğu gibi, dünyada özgürlüklerin de teminatıdır. İnsanların kendi elleriyle yaptığı kanunlar insanların huzur ve refahını tesis etmekten çok uzaktır. Şu an bakıldığında yaşanan tüm kavgaların sebebi, sözüm ona dünyanın en insancıl ve özgürlükçü kanunlarıyla hükmettiklerini ve bunu tüm dünyaya hâkim kılacaklarını söyleyen devletlerin özgürlük anlayışlarıdır.

Sözlerime merhum Ali Şeriati’nin özgürlük üzerine yazdığı şiirinden bir bölümle son verirken, hepinizi Allah’a emanet ediyor, dualarınızı bekliyorum.

Ey özgürlük! 
Keşke seninle yaşasaydım. 
Seninle can verseydim. 
Keşke sende görseydim. 
Sende nefes alıp verseydim. 
Sende uyusaydım. 
Sende uyansaydım. 
Yazsaydım, söyleseydim. 
Sende hissetseydim ve seninle olsaydım! 
Ey özgürlük! 
Ben zulümden bıkkınım, esaretten bıkkınım. 
Zincirden bıkmışım, Zindandan bıkmışım. 
Hükümetten bıkmışım. 
Zorunluluktan nefret ediyorum. 
Seni tutsak yapmak ve bağlamak isteyen her şey ve herkesten bıkkınım, nefret ediyorum. 
Benim yaşamım senin hatırınadır. 
Gençliğim senin hatırınadır var olmam. 
Ey özgürlük! 
Kutlu özgülük! 
Seni tahta oturtmak istiyorum. 
Ya sen beni yanına çağır, ya da ben seni kendi yanıma çağırayım! 
Ey özgürlük! 
Kanadı kırık güzel kuşçuğum! 
Keşke seni vahşet bekçilerinden gece, karanlık ve soğuk meydana getirenlerden, 
duvarları, sınırları, kaleleri, zindanları yapanlardan kurtarabilseydim. 
Keşke kafesini kırıp seni sabahın temiz bulutsuz ve tozsuz havasında uçurabilseydim. 
Fakat… Benim de ellerimi kırmışlardır. 
Dilimi kesmişlerdir. 
Ayaklarıma zincir vurmuşlar ve gözlerimi bağlamışlardır… 
Ey özgürlük! 
Her sabah hayalimin şefkatli ve sevgili parmaklarıyla elimde huzursuz olan canlı ve dilli saçlarını yumuşak bir şekilde ve sevgiyle tarıyorum. 
Günün tamamını seninle geçiriyorum. 
Adım adım gölge gibi seninle birlikteyim. 
Seni hiçbir zaman yalnız bırakmıyorum. 
… 
Ey özgürlük! 
Senin için nice zindanlar çekmişim nice zindanlara da katlanacağım. 
Yine senin için nice işkencelere tahammül etmişim ve nice işkencelere de tahammül edeceğim. 
FAKAT KENDİMİ ASLA İSTİBDADA SATMAYACAĞIM. 
-------------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] Arapça Emsile kitabı

[2] Büyük İslam alimi, Merhum Seyda  Molla Halil Siirdî'nin (1754-1843) ünlü eseri olan ve akaid konularının ele alındığı Kürtçe'nin Kurmanci lehçesinde yazılmış, manzum bir eser olan, Nehcul Enam’dan iki beyit.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Şehid Başbağlar
Şehid Başbağlar
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım