Özgürlük Allah’ın Bir Lütfudur
Şeyhmus Uğur

Özgürlük Allah’ın Bir Lütfudur

Bu içerik 438 kez okundu.

Allah Teâla, hayatı çeşitlilik üzere kaim kılmıştır. Bu çeşitliliğe binaen hayatın birden fazla yönü vardır. Şüphesiz ki, hayatın en belirgin ve en cazip yönü iman, sıhhat, gençlik, zenginlik ve özgürlüktür. Hayatın en donuk ve en soğuk yönü ise cehalet, hastalık, fakirlik ve esarettir.

Esaret hayatı, eğer düşünsel ve eylemsel manada iman zeminine dayanıyorsa, bu haliyle esaret kişi için bir imtihan ve bir izzettir. Aksi halde eğer batıl ve nefsi istekler zeminine dayanıyorsa, bu durum kişi için bir utanç ve bir zillet vesikasıdır. Özgürlük, hayatın en canlı ve en aktif halidir. Onu tutmak, kontrol altına almak veya sınırlandırmak zordur. Ancak mümin dünyasında özgürlük ilahi yolda sarf edilse mana kazanır.

Biz özgürlüğü doğru bir inanç, sahih bir düşünce, olgun bir anlayış ve başkasının özgürlük alanını işgal etmeksizin makul bir dairede hareket etmek olarak ifade edebiliriz. Zira biz özgürlüğü hayatın merkezine değil, din ve toplumsal unsurların bir parçası olarak görüyoruz.  İçinde yaşadığı toplumun hak ve hukukunu riayet etmeyen, toplumun kültür ve örfünü, değer ve kutsiyetini yok sayan özgürlükleri yok sayarız. Bu yüzden istediğimi yapar veya kimsenin hayatı beni ilgilendirmez gibi nefsin heveslerini ve laubali eylemleri özgürlük olarak kabul etmek mümkün değildir.

 Her şeyden önce özgürlük ile esaret iç içedir. Bu yüzden biz özgürlüğü yazarken zindanın tellerine de mızrabımızla dokunacağız. Özlem dolu gözlerimizi, hasret kokan duvarlara gezdireceğiz. Daracık hücrelere ve küçücük avlulara parmak basacağız. Çünkü biz özgürlük meselesini esaretten ve karanlık zindanlardan ayrı görmüyoruz. Ancak biz özgürlüğü sadece zindanla sınırlı bulmayı de doğru bulmuyoruz.  Zira özgürlüğün kaybedilmesi sadece bedenen zincirlere vurulmak veya prangaya tutulmak değildir. Ya da dost ve eşten ayrılmak da değildir. Özlem ve hasretini zindan duvarına yazmak da değildir. Belki bu durum özgürlüğün basit halidir. Oysa zindanın dışında öyle zindanlar var ki, sahibini yalnızlığa ve kimsesizliğe götürür. Nice insanlar vardır ki, toplum içinde yaşıyor olsalar bile esasında zindanı yaşarlar. Maddi olarak bolluk ve refah seviyesi yüksek nice insanlar manen zindanı yaşarlar.

Bu bağlamda özgürlüğün birden fazla tonları vardır. Bu kavram görecelidir. Kimi zevk ve sefanın pençesinde olmayı özgürlük ifade ederken, bir başkası bu durumu esaret ve rezalet olarak görür. Dolayısıyla özgürlüğün sabit ve herkesçe kabul gören bir tanımı yoktur.

İslam dairesinde özgürlük, tek kelimeyle Allah’ın bir lütfudur.  Allah’ın kullarına bir armağanı, bir hediyesidir. Bu yüzden özgürlük ve vuslat gibi değerler fıtratın esaslarındandır. Esaret, sürgün ve gurbet gibi ayrılıklar arızidir.

 Kişinin özgürlüğünü kaybetmesini gerektirecek sebepler farklı olabilir. Kimi insanlar nefis ve cehaletlerinin kurbanı olup, özgürlüklerinden olurlar. Çirkin ve makul olmayan suçlara karışırlar. Böyle biri için zindan cehennemin bir odası olur.Bazen deözgürlüğün kaybedilmesi kişinin İslami bir mücadelenin ortasında olmaktan kaynaklanır. Bu işin tabiatındandır. Yani bu durum hem ilahi kader ve hem de mücadelenin doğasından kaynaklanır. Çünkü İslami mücadeleyi esas alan bir fert, zımnen bu uğurda bedel ödemeyi kabul etmiştir. Bu bedel bazen şehadet, bazen hicret ve bazen de zindan olabilmektedir.

Ancak insani bakış açısıyla özgürlüğünü kaybetmek her insana ağır gelir. Kişinin kimliği ve düşüncesi ne olursa olsun zindan, zindandır. Özgürlüğünü kaybetmek ciddi bir kayıptır. Sıkıntılı bir süreç ve hüzünlü bir hayattır. Zordur; zira esaret ve zindan, zulmün en belirgin simasıdır. Zindan hayatı acıdır, dert yüklüdür. Hüzün ve hasret kokan ayrılıkların en üst renklerindendir. Çünkü anneden, babadan, çocuk ve eşten ayrı kalmanın en hüzünlü şarkısıdır. Hele hele bayram gibi sevinç günlerinde sevdiklerinden ayrı kalmanın en ince sızıdır. Güneşin vurmadığı-vuramadığı nemli ve soğuk duvarları, elleri kanatan demir kelepçeler ve ateşten mazgalları… Umut, özlem ve hasrete dağm olmuş sevdalar… Gün ve aylar, yıl ve mevsimler değil, ömürler sayılır sessiz sessiz… Bitmeyen günler, geçmeyen geceler ve yalnızlıklar dünyasından hayattan kopan hatıralar… Vuslat ve özgürlüğe dair kalpten süzüle süzüle akıp giden bekleyişler… Gecenin sakin vaktinde arşa yükselen usul usul dualar… Niyazlar…

Evet, özgürlükten yoksun olmak zordur. Zordur; Zira özgürlükten yoksun kalpler mahzundur. Gözlerde hüzün, zihinde hüzün hatta hayaller bile hüzünlü olur. Mutluluğu kırık olur özgürlükten yoksun olanın. Özlem ve hasret prangasına vurulmuş, hayatın en soğuk kollarında yapayalnızdır. Mazlumdur, mahrum ve mahkûmdur.  Esaretin ağır yükünü bedenin tüm zerreleriyle taşır. Zira esirin iradesi sınırlıdır. Tasarrufta yetim gibidir. Giyim kuşamı işgal altındadır. İstediği renkte elbise giymek mümkün değildir. Her şey sayılıdır. Fazla gömlek, fazla pantolon yasaktır. Kanun! böyle diyor. Sağlığı ölüm çizgisiyle paraleldir.Her fırsata Türkiye’nin sağlık ve hukukta çok geliştiğini hatta sınıf atlattığını söyleyenler,zindan odalarında can veren Yusufları bilirler mi? Bu yüzden biz Seyyid Alileri, Musa özerleri, Ramazan duman gibi nice Yusufları kara toprağa gömmedik mi?Kalp hastası, diyabet, tansiyon vs. hastalıklar bile memurun vicdanına terkedilmiştir. Cezaevinde kalması uygun değildir raporlarına rağmen, ısrarla cezaevinde tutulan Seyyid Hüseyinleri, Ahmet şahinleri ve daha nice kanser hastalarının ölümle biten tahliyeleri duyan oldu mu? Halen bile tekerlekli sandalye üstünde, elleri kelepçeli bir şekilde ameliyat odalarına alınan kanser hastalarına el uzatan var mı? İşte özgürlükten yoksun olmak böyle bir şeydir. Zindanda kişinin sağlığı cezaevi idaresinin keyfine bağlıdır. Cezaevi idaresi isterse sağlık bölümüne veya hastaneye acilen sevk eder, isterse ölüme terk eder.

 Özgürlüğünü kaybetmiş birinin beslenmesi bile düşman damağına bağlıdır. İstediği gıdaları satın almak, istediği yemeği yemek gibi tercihler yoktur esirin. Tercih ve istekler bile sınırlıdır. Alacağı bir mektup bile zulüm mühürlüdür. Sevdikleriyle arasında sadece tel örgüleri değil aynı zamanda zalimlerin cellat yüzlü simaları da kol gezmektedir. Zalim daha zalim olur buralarda… Burası yasakların merkezi, merhametsiz ve acımasız kanunların uygulandığı, her köşesi zulüm kokan mekânlardır. Kendisine verilen haklar bile cellatların keyfine tabidir. Allah’u Teâlâ’nın ihsanı olan hak, adalet veya insanlık zindan diplerinde yok hükmündedir.Buralardaesas olan zulmün bekçilerine itaat etmek, saçma sapan kanunlarına teslim olup uyum! göstermektir. Buralarda cellatlara karşı koymak, ilave bir bedel gerektirir. Bu bedel bazen diyar diyar sürgün, bazen de disiplin dedikleri vahşi yöntemlerle kişiyi sevdiklerinden alıkonur, gerektiğinde makber büyüklüğünde pis bir hücreye savrulur.

Özgürlükten yoksun olmak kişiyi erken yaşlandırır. Gözlerinde ve sinesinde hep hastalık olur. Denilir ki, kaplan kafese konduğunda esaretin hüznü gözlerinde okunmasın diye gözlerini kaparmış. Aynen öyle olur insan. Zira insanın iradesine vurulan zulüm kelepçeleri, özgürlüğe meyyal karakterleri hasta eder. Çaresizlik, tükenmişlik ve yalnızlık gibi olgular, İnsanın ellini kolunu bağlayan en büyük prangadır. Zira an olur ki, hayattaki en değerli varlık olan annenin, babanın, kardeş ve bacının ölümüne ağıt yakmaktan başka hiçbir şey yapamazsın! Ölümlerini uzaktan ama çaresizlikle seyredersin. Bazen bir ikindi sonrası veya bir akşam vaktindeansızın bir haber bültenlerinde veya bir gazetenin sürmanşetinde sevdiklerinin ölüm haberlerini alan ve Allahtan başkası kimsesi olmayan mahkumların dünyasını kim tasvir edebilir?Bu yüzden annelerini, babalarını ve sevdiklerini gözyaşlarıyla gömmen mazlum Yusufların sayısı az değildir. Allah’ın takdirine sığınan ve yüreklerine bir ayet, bir sekine bağlayıp sabreden Yusufların bu musibeti kim nasıl anlayabilir? Yaşlı, mazlum ve gözleri hasretle kapanan o muhterem annelerin ve babaların acısını kim tarif edebilir?Evet, sevdiklerinin taziyesine bile katılamayan mahkûmların olduğunu öğrenildiğinde, Sevdiklerinin ölüm merasimlerine katılabilme imkânı bulanların ne kadar da bahtiyar olduklarını kim ne kadar anlayabilir? Ya da ya zindan kapılarında ya da sürgün yollarında ömür tüketen anneler, babalar,bacılar ve çocukların çektikleri çileler… İşte tüm bunlar özgürlükten yoksun olan acıların faturasıdır.

İşte bu yüzden özgürlük rahmet,  Esaret ise zor, ağır bir imtihandır. Yükü ağırdır. Özlem ve hasret, ayrılık ve hicran doludur. Gurbetin, sürgünün hatta ölümün bir diğer adıdır. Mevsimi hep hazan, hüzün doludur. Kışları sert ve haşindir. Geceleri uzun, gündüzleri ateştir. Yalnızlık ve sessizlik adına dipsiz bir ummandır. Zemini betondur. Duvarları hasret, tavanı özlem rengindedir. Avlusu dar, uzun bir makber şeklindedir. Sema hüzün tonunda, uçan kuşlar bile mahzundur. Betonu yıkık bir duvar, çatısında hançer hançer tel örgüleri hâkimdir. Kenan kuyusunu andırır, içinde nice Yusuflar vardır. Hepsinin simasında asalet ve sadakat nişanı vardır. Gönülleri yaralı, gözleri hasretten nemli ancak hürmet duyulacak bir duruşları vardır onların. Onlar verdikleri sözünün arkasında dimdik dururlar. Ölümse ölüm, hicretse hicret, zindansa zindan diyen ve misaklarından milim şaşmayan Yusuflardır.  Onların yaşadığı esaretin üzerinde nice mevsimler, nice bayramlar ve nice baharlar geçti. Artık onlar gün ve geceleri, ay ve yılları değil, ömür ömür sayarlar. Nice kışları, nice amansız hazanları ve nice şubatları devirdiler sessiz sessiz. Gariptirler, mazlum ve mahkûmdurlar. Ancak bu onların davetçi vasfının parlatmaktan başka bir şey yapmaz. Onlar mübarek bir mücadelenin bedelidirler. Şehit olan dava arkadaşlarına ihanet etmediler, istemediği halde ancak vatanından koparak hicret diyarını mesken eden muhacir dostlarına da sırt çevirmediler. Onlar rablerine ve ilahi kadere boğun eğmiş ve rablerinden razı olmuş müminlerdirler. Tek gayeleri Allah’tır. O’nun rızasına kavuşmaktır.

Onlar koca bir ömürdür özgürlükten mahrumdurlar. Simalarında hüznün ağır tonları yer edinmiş, İçinde yaşadıkları zindanın samani rengiyle zulme isyan etmişlerdir. Sabır onlardan sorulur, onlardan öğrenilir düşmana başkaldırmayı… Onları düşman karşısında diz çöken veya beyaz bayrak çekenler olarak göremezsin. Onlar ilahi takdire teslim olmuş muvahhitlerdir.  Onları anlamak ve empati kurmak zor olur.  Yusuf’un dünyasına ancak Yakuplar dokunur. Kalpleri ince tül gibidir. Özlem ve muhabbetle örülmüş duygular sakindir, yetimdir. Herkes onları yazar, adlarına şiirler yazılır. Ama onları yazmak zordur. Sevdiklerinden uzaktırlar ama sevgi ve muhabbetten doludurlar. Dışarıyla bağları zayıftır ancak rableriyle olan rabıtaları sağlamdır, güçlü ve kavidir. Kaderine razıdır Yusuflar, bir şikâyetleri yoktur kullardan yana… İlla ki bir şikâyetleri olacak olursa da, o da vefasızlıktan olur.

Ancak bazen öyle durumlar oluyor ki, kişi tereddüt etmeksizin zindanı özgülüğe tercih edebilmektedir.

Çünkü özgürlük ve esaretin yolları kesişmiştir. Bir karar ve bir tercih söz konusudur. Bu yüzden tercihler en yüksek perdeden karara bağlanır.Ya nefsin istekleri ve düşmanın teklifleri; aile, dost, eş, çocuk ve özgürlük gibi nimetler… Ya da soğuk, karanlık, demir kelepçe ve prangalar… Yani bir yandan ayrılık, hüzün ve hasret, diğer yandan sevinç, mutluluk ve vuslat… Verilecek karar önemli ve hayatidir. Çünkü vakit kahramanlıkla ihanet, sadakat ile iffetsizlik, direniş ve teslim olma olgusu en üst perdeden temsil edilmektedir. Artık özgürlük bir yana vakit, imanın avuçta kor bir ateşe dönüştüğü andır. Böyle bir durumda Yusufi bir kimlikle karar vermek önemlidir.Şöyle haykırmıştı Hz. Yusuf;

“(Yusuf:) Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum! dedi.” (Yusuf Suresi: 33)

Allah’ım! Senin için mücadele veren, bu uğurda bedelödeyen ve halen bedel ödemekte olan Yusufların ibadetlerini, hizmetlerini, çektiklerini, özlem ve hasretlerini, sabır ve metanetlerini katında kabul eyle! Onları bir an önce sevdiklerine kavuştur. Onları geride bıraktıkları sevdiklerine, sevdiklerini de kendilerine bağışla! Onları dünya ve ahiret aleminde aziz ve bahtiyar eyle! Sevdiklerimizin gözlerindeki hasret, bekleyiş ve umudu vuslata çevir! Yakupların gözlerine ak düştü. Sen onların gözlerini nurlandır! Biz sana ibadet etmekten ve uğrunda mücadele etmekten gurur duyarız, velev ki bunun neticesi zindan da olsa bu böyledir Ya Rabbi! Son sözümüz rızandır.

Davamızın sonu Allaha hamd etmektir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır
Baş ağrısı, bulantı ve kusmaya dikkat
Baş ağrısı, bulantı ve kusmaya dikkat