Kırk Hadis Şerhi / Sekizinci Hadis

İmam Nevevi'ni hazırladığı Kırk Hadis isimli eserine Dr. Mustafa el-Buğa ve Muhyiddin Mistu tarafından yazılan ve El-Vafi ismini verdikleri modern şerhin tercümesini hadis hadis paylaşmaya devam ediyoruz...

Kırk Hadis Şerhi / Sekizinci Hadis
Bu içerik 154 kez okundu.

                                                                8. HADİS   :  الحديث الثامن           

                                      MÜSLÜMANIN HÜRMETİ    :  حرمة المسلم

 

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا اَنَّ رَسُولَ اللهِ e قَالَ: «اُمِرْتُ اَنْ اُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَاَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ، فَاِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَائَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ اِلاَّ بِحَقِّ اْلاِسْلاَمِ، وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللهِ تَعَالَى» [رواه البخاري ومسلم]

 

MÜSLÜMANIN HÜRMETİ

İbn Ömer Radiyallahu Anh’dan rivayetle Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet edinceye, namaz kılıp zekat verinceye kadar, insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaparlarsa, İslam’ın hakkı hariç, kanlarını ve mallarını benden korurlar. Hesaplarıysa Allah-u Teâla’ya aittir.” (Buhari-Müslim)

HADİSİN ÖNEMİ

İslam’ın önemli esaslarını barındıran bu hadis-i şerifin önemi gerçekten de büyüktür. Bu esasları “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem’in Allah’ın Rasûlü olduğuna kesin tasdikle beraber şehadet etmek, emredildiği gibi hakkıyla namazı ikame etmek ve zekâtı hak sahibine vermek” şeklinde sıralayabiliriz.

HADİSTEKİ KELİMELERİN İZAHI

"أمرت" Yani Allah Celle Celaluhu bana emretti.

"الناس" Yani putlara tapanlar ve müşrikler.

"يقيموا الصلاة" Yani emredildiği şekilde hakkıyla ikame etmek veya devamlı kılmak.

"يؤتوا الزكاة" Yani hak sahiplerine vermek.

"عصموا" Yani muhafaza ederler ve korurlar. Bu anlamda "اعتصمت بالله" denir. Yani “Allah Celle Celaluhu’ın lütfuyla günahlardan korundum.”

"إلا بحق الإسلام" İstisnadır. Yani mallarını ve kanlarını koruma altına aldıktan sonra, farzları yerine getirmek ve haramları terk etmek suretiyle İslamın hakkını ikame etmek onlara vaciptir.

"وحسابهم على الله" Yani içlerinde gizlediklerinin ve kalplerinin doğruluğunun hesabı Allah Celle Celaluhu’a aittir. Zira sadece Allah Celle Celaluhu kalplerdekini bilir.

HADİS-İ ŞERİFİN IŞIĞINDA

1) Hadis-i şerifin Rivayetleri:

Bu manada birbirini izah edip açıklayan birçok hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Sahih-i Buhari’de Enes Radiyallahu Anh’ten rivayetle Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet edinceye kadar insanlarla (yani müşriklerle) savaşmakla emrolundum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet ettikleri, namaz kıldığımız gibi namaz kıldıkları, kıblemize yöneldikleri, kestiklerimizi yedikleri zaman, İslam’ın hakkı hariç kanları ve malları bize haramdır.”  

İmam Ahmed Muaz b. Cebel’in hadisinden Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurduğunu tahric etmiştir: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve ortağının bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet edinceye, namazı ikame edip zekâtı verinceye kadar, insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıklarında İslam’ın hakkı hariç korunmuş olurlar veya kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları Allah Azze ve Celle’ye aittir.”

İbn Mace bu hadisi muhtasar olarak tahric etmiştir.

2) Kelimeyi Şehadeti Söylemekle Yetinmek, Malın ve Canın Korunması İçin Yeterlidir:

Sabittir ki, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem İslam’a girmek için kendisine gelenlerden sadece kelime-i şehadet getirmeyi istemiş ve kabul etmiştir. Böylece bu şahıs Kelime-i Şehadet’le kanını korumuş ve Müslüman olmuştur. Kendisinde namazın ikame edilmesinden ve zekâtın verilmesinden bahsedilmeyen sahih hadis-i şerifler bunu destekliyor. İmam Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre Radiyallahu Anh’tan rivayetle Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ederler: “Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye kadar, insanlarla savaşmakla emrolundum. Kim Lailaheillallah derse, benden İslam’ın hakkı hariç malını ve canını korumuş olur. Hesabı ise Allah Azze ve Celle’ye aittir.”

İmam Müslim’e ait başka bir rivayette: “Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edip, bana ve getirdiklerime iman edinceye kadar” buyurmuştur.

İmam Müslim Ebu Malik el- Eşcei’den, o da babasından rivayet eder ki: “Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’den işittim şöyle buyurdu: “Kim “Lailaheillallah” derse ve Allah’ın dışında ibadet edilenleri inkâr ederse, Allah onun kanını ve malını haram kılmıştır. Hesabıysa Allah Azze ve Celle’ye aittir.”

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Lailaheillallah diyen bir şahsı öldüren Usame b. Zeyd Radiyallahu Anh’ı şiddetle eleştirmiş ve yaptığını reddetmiştir.

Hadisler arasında çelişki yoktur. Hepside haktır. Zira sadece kelime-i şehadeti söylemek insanı korur ve Müslüman yapar. Eğer namaz kılar ve zekât verirse, Müslümanlara uygun olan ona da uygun olur. Müslüman’a uygun olmayan ona da uygun olmaz. Yani diğer Müslümanlar gibi, İslam’ın emir ve yasaklarına muhatap olur. Şayet İslam’ın rükûnlerinden bir şey ihlal ederlerse ve kendileri güç sahibi bir topluluk olurlarsa, onlarla savaşılır. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: “…Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın…”(Tevbe: 5) “Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir…”(Tevbe 11)

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bir kavme karşı gazaya çıktığında, sabah olmayıncaya kadar onlara saldırmazdı. Sabahleyin ezan sesini işitseydi, saldırmazdı. Aksi halde İslam’a girmiş olmaları muhtemel olmakla beraber onlara saldırırdı.

3) Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh ile Hz. Ömer Radiyallahu Anh Arasındaki Münazara:

Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh ile Hz. Ömer Radiyallahu Anh arasında zekât vermeyenlerle ilgili meydana gelen münazara, hadislerin de üzerinde icma ettiği gibi, kelime-i şehadetin İslam’a girmek için yeterli olduğu hususunu ve namaz kılmayı ve zekât vermeyi toplu bir halde terk eden Müslümanlarla savaşmanın gerekli olduğu hususunu da teyit ediyor. Sahih-i Buhari ve Müslim’de Ebu Hureyre’nin şöyle dediği rivayet edilir: “Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem vefat edip yerine Hz. Ebu Bekir Sıddik Radiyallahu Anh halife olduğunda, Araplardan bazıları inkâr ettiler. Hz. Ömer Radiyallahu Anh Ebu Bekir Radiyallahu Anh’e: “Nasıl olur da bu insanlarla savaşırsın? Oysa Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “Lailaheillallah deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Kim “Lailaheillallah” derse, şüphesiz İslam’ın hakkı hariç benden malını ve canını korumuş olur. Hesabıysa Allah Azze ve Celle’ye aittir” dedi. Ebu Bekir Radiyallahu Anh: “Allah’a yemin olsun ki, zekâtla namazın arasını ayıranlarla savaşacağım. Zira zekât malın hakkıdır. Allah’a yemin olsun ki, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e verdikleri devenin ayağını bağlamakta kullanılan ipi bana vermezlerse, onlarla savaşacağım” diye cevap verdi. Hz. Ömer Radiyallahu Anh der ki: “Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın Ebu Bekir’in kalbini savaş için açtığından başka bir şey görmedim. Anladım ki o haklıdır.”

Ebu Bekir Radiyallahu Anh zekât vermeyenlerle savaşmak hususunda Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in “إلا بحقه” sözünü delil olarak almıştı. Hz. Ömer Radiyallahu Anh ise, mücerred kelime-i şehadetin dünyada kişinin kanının dökülmesini koruyacağını sanmıştı ve hadisin evvelindeki genel manayı delil olarak almıştı. Bilahare Hz. Ömer Radiyallahu Anh Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh’e muvafakat etmiştir.

İbn-i Ömer Radiyallahu Anh’dan gelen ve zekâtı vermeyenlerle savaş hususunda açık bir nas olan rivayetin Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh ile Hz. Ömer Radiyallahu Anh’in yanında bulunmadığı ve onlara ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

Bunun sebebi İbn-i Ömer Radiyallahu Anh’ın hastalık veya yolculuk sebebiyle Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh ile Hz. Ömer Radiyallahu Anh arasındaki ihtilaftan haberinin olmaması olabilir. Veya rivayet ettiği bu hadisi unutmuş olabilir.

Bu tartışma Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh’in ilminin derinliğini ve meseleleri anlama, hüküm çıkarma ve kıyas etmedeki inceliğini göstermektedir. İbn-i Ömer Radiyallahu Anh rivayet ettiği hadisten haberdar olmadığı halde, verdiği hüküm hadisteki hükme uygun olmuştur. Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh ile Hz. Ömer Radiyallahu Anh arasındaki meselede namazı terk edenlerle savaşma hususunda ashabın icmaının olduğuna işaret vardır. Müslim’in Ümmü Seleme Radiyallahu Anha’dan rivayet ettiği hadis-i şerifte bu hususla ilgili açık bir nas vardır. “Şu muhakkak ki üzerinize bir takım amirler tayin edilecek. Sizler, onların icraatının bazısını güzel bazısını da çirkin bulup tasvip etmeyeceksiniz. Çirkin icraatı çirkin bulan onun günahından kurtulacak. İnkâr ve reddeden de günaha ortak olmaktan kendini kurtaracak. Ancak çirkin icraata rıza gösteren ve icraatın faillerine tabi olan ise, günahtan ve cezadan kurtulamayacaktır.” Bunun üzerine Ashabı Kiram: “Ya Rasûlullah! Böyle kötü icraatta bulunan amirlerle savaşmayalım mı?” diye sorduklarında, Hz. Peygamber: “Namazı kıldıkları müddetçe hayır!” diye cevap verdi.”

4) İslam’ın Bütün Rükûnlerini Terk Edenlerin Hükmü:

İslam’ın bütün rükûnlerini terk edenler, şayet gücü olan bir topluluksa, onlarla savaşılır. Namazı terk edenlerle savaşıldığı gibi. İbn-i Şihab ez-Zühri, Hanzala b. Ali b. Eska’dan rivayetle der ki: “Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh Halid b. Velid Radiyallahu Anh’i gönderdi. Ona beş şey üzere insanlarla savaşmasını emretti. Beş şeyi terk edenlerle savaşıldığı gibi, bu beş şeyden birini terk edenlerle de savaşılmasını emretti. Bu beş şey: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek ve oruç tutmak”tır.”

Said b. Cübeyr der ki: “Ömer b. Hattab Radiyallahu Anh, “şayet insanlar haccı terk etseler, namaz ve zekâtın terk edilmesi üzerine onlarla savaştığımız gibi, haccın terki üzerine de onlarla savaşırız” demiştir.”

Müslüman İslam’ın rükûnlerinden birini terk eder ve onu yapmamakta diretirse, İmam Malik ve İmam Şafii’ye göre, namazı kılmamakta direten, hadden öldürülür. Yani kâfir olduğundan ötürü değil, İslam’ın bu konuda öngördüğü cezadan dolayı öldürülür. İmam Ahmed, İshak ve İbn-i Mübarek, bu kişinin küfren öldürüleceğini söylemişlerdir.

Zekât vermemek, oruç tutmamak ve hacca gitmemek hususunda ise, İmam Şafii, Müslümanın bunlardan dolayı öldürülemeyeceğini söylemiştir. Bu konuda İmam Ahmed’den iki görüş rivayet edilmiştir. Meşhur görüşüne göre zekâtı vermeyen öldürülür.

5) Olması Gereken İman:

Hadis-i şerifte selef ve halef âlimlerinin, gerekli olan iman hususunda belirttikleri “Gerekli olan iman, kesin bir tasdik ve İslam’ın rükûnlerini tereddütsüz bir şekilde kabul etmektir.” görüşlerine açık bir delalet vardır. Mütekellimlerin (Akide ilmiyle uğraşan âlimler) delillerini bilmek ve bunlar aracılığıyla Allah Celle Celaluhu’ya iman etmek vacip değildir ve imanın sahih olması için de şart değildir. Hem bu hadis-i şerifte, hem de başka hadis-i şeriflerde Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in iman için Allah’tan getirdiklerinin tasdik edilmesini yeterli bulduğunu ve delilleri bilmeyi şart koşmadığını görüyoruz.

6) Hadiste Geçen “إلا بحقها” Sözünün Manası:

Başka bir rivayette “إلا بحق الإسلام” şeklinde gelmiştir. Yukarıda Hz. Ebu Bekir Radiyallahu Anh’ın bu haktan namaz kılmak ve zekât vermek manasını çıkardığını gördük. Âlimlerden kimileri bundan oruç tutmak ve hacca gitmek manasını da çıkarmışlardır. Kanının dökülmesini gerektiren bir günahı işlemekte bu hak kapsamındadır. Taberani ve İbn-i Cerir Taberi’nin Enes’ten rivayet ettikleri bir hadiste “Bu hak” sözcüğü bizzat Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem tarafından tefsir edilmiştir: “ “Lailaheillallah” deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu dediklerinde, İslam’ın hakkı hariç kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesaplarıysa Allah tealaya aittir”. “O hak nedir” denildi. “İhsan (1) (1) İhsan: Sahih bir nikâh ahdiyle cinsel ilişkinin gerçekleştiği evliliktir. Arapça &&& fiilinden alınmıştır (Çeviren) / dan sonra zina etmek, imandan sonra inkâr etmek, birini öldürmek. Buna karşılık oda öldürülür.” buyurdu. İbn-i Receb der ki: “Sanki hadisin son bölümü Enes’in sözüdür. Buna karşılık  “Doğrusu, tümünün hadis olduğudur.” denilmiştir. Bu sözü Buhari ve Müslim’in İbn-i Mesud Radiyallahu Anh’ten rivayet ettikleri şu hadis desteklemektedir; “Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehadet eden bir Müslümanın kanı, şu üç şeyden biri dışında helal olmaz; Evli olup da zina eden, birini öldüren, dinini terk edip cemaatten ayrılan”

7) Ahirette Hesap Sormak Allah Celle Celaluhu’a Aittir:

Allah Celle Celaluhu bütün gizlilikleri bilir ve bunlardan hesaba çeker. Kişi müminse, onu cennete koyar. Eğer Müslümanlığını gösteriş için yapan yalancı bir münafıksa, cehennemin en alt tabakasına atılır.

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in dünyadaki görevi uyarmaktır. Allah Celle Celaluhu şöyle buyuruyor: “Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin. Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.         Ancak, kim yüz çevirir, inkâr ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.” (Gaşiye: 21/24)                       

  İmam Buhari ve Müslim’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Halid b. Velid Radiyallahu Anh’e şöyle demiştir: “Ben insanların kalplerini ve içlerini yarıp bakmakla emrolunmadım.”

8) Hadis-i şerif, Müslüman oluncaya kadar putperestlerle savaşmanın vacip olduğunu bize öğretiyor.

9) Müslümanların kanları ve malları koruma altındadır.

Çeviri: M. Salih Şimşek

hadis şerh el vafi kırk hadis çeviri tercüme
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır