Müzzemmil Süresi Ve Dava Yükünün Ağırlığı

Yazarımız Mücahid Haksever Hoca'nın kaleminden Müzemmil Suresi ışığında davanın ağır yükü...

Müzzemmil Süresi Ve Dava Yükünün Ağırlığı
Bu içerik 128 kez okundu.

Kur’an’daki sıralamaya göre 73, nüzul sırasına göre ise 3. sırada olan Müzzemmil Suresi, adını, birinci ayette geçen "Müzzemmil" kelimesinden almıştır. Mekke'de inen surenin, 20. ayetinin Medine'de indiği rivayet edilmiştir.

Müzzemmil, tefe'ul bâbından ism-i fail bir kelimedir. Aslı "mütezemmil"dir. Arapça i’lal kaidesi çerçevesinde Tâ harfi zeyn harfine çevrilmiştir. İster kendisi tarafından, isterse de başkası tarafından gerçekleştirilsin, "Örtüsüne bürünüp örtünen" kişi anlamında kullanılmaktadır. Müzzemmil kelimesinin aynı zamanda, yük yüklemek manasına gelen zeml'den türetilerek "yükü yüklenen" manasına geldiği de söylenmiştir. Araplar bu kelimeyi, büyük bir olay karşısında başını içine çeken, gizlenen, kaçınan, rahata meyleden kişiler için kinayi manada da kullanmışlardır. Râgıb El-İsfahani, Müfredat adlı eserinde, yaptıkları işe önem vermeyenleri taşlamak için de bu kelimenin kullanıldığını söyler. Araplar birini kırmadan, sitem de etmeden, kişinin o an içinde bulunduğu durumu, hali anlatan bir kelime kullanarak, o kişinin gönlünü okşamak istedikleri zaman böyle kelimeler kullanırlar. Nitekim Hz. Ali (r.a) toprak üzerinde uyuduğu, her tarafına toprak yapıştığı bir anda, Resulullah (sav) O’nun içinde bulunduğu durumu anlatarak, gönlünü okşamak adına: "Kalk, ey toprağın babası!" diye hitap etmiştir. Peygamber Efendimiz (sav)’e de, “Müzzemmil” diye hitap edilmesinde de, böyle bir yakınlık kurma ve gönül alma vardır. Müfessirler, Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında Müzzemmil isminin daha önce bilinen bir isim olmayıp, ancak bu hitap sırasındaki durumunu gösteren bir niteleme ve gönül okşama olduğunu söylemişlerdir.[1]

Müzzemmil Suresinin nüzul sebebi ile ilgili tespit edebildiğimiz 11 kadar rivayet vardır. Bu rivayetlerden iki tanesi öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, Kureyş müşriklerinin sarf ettikleri sözlerden duyduğu üzüntüsünden elbisesine bürünüp yatması üzerinde indirildiğidir. Çünkü müşrikler, Dar’un Nedve’de toplanıp, Peygamber Efendimiz (sav)’in etrafından insanların dağılması için çareler düşünüyorlardı. Bunlardan bir tanesi de, Peygamber Efendimiz (sav)’i karalamak adına O’na deli, kâhin, büyücü gibi lakaplar takmalarıydı.[2]

İkincisi ise; İmam Ahmed, Buhari, Müslim, Tirmizi ve başkalarının Cabir b. Abdul­lah'tan rivayet ettikleri hadiste, ilk inen ayetlerden sonra, Cebrail (as)’ı asli suretinde gören Resulullah (sav)’in dehşete kapılıp eve gelerek hanımına: “Beni örtün, beni örtün” demesi üzerine, Yüce Allah’ın Peygamber (as)’a hitaben,  Müddessir Euresinde geçen "Ey örtünüp bürünen" diye hitap ettiği surenin indiği, bunun akabinde ise, Müzzemmil Suresinde geçen: "Ey sarınıp bürünen" diye hitap ettiği surenin indiğidir… [3] Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili, tüm rivayetlerin üzerinde ittifak ettiği şey ise, gerek gerçek anlamda gerekse de mecaz anlamda Peygamber (sav)’in bir şeye sarılıp örtündüğüdür.

Peygamber Efendimiz (sav)’in, örtündüğü bu su sırada, Cenab-ı Allah, kendisine hitaben; “Ey o örtünen (Müzzemmil)! Kalk” diye ferman ediyor. Yani, artık uyuyup, örtüye bürünme vakti değildir. Vakit kalkmak, kıyam etmek vaktidir. Nitekim bu ayetler indiğinde, Hz. Hatice Annemizin Peygamber Efendimiz (sav)’i teselli için, uyuması önerisine Efendimiz (sav), "Ey Hatice, uyku zamanı geride kaldı" diye karşılık vermesi de, artık uyku döneminin Efendimiz (sav) için bittiğinin kendisi tarafından da bilindiğinin delilidir. Bu emirle beraber Efendimiz (sav) ömrünün sonuna kadar örtüsüne bürünüp yatmadı. Hayatı hep kıyamla geçti. Zorluklara, çilelere, sürgünlere, hicretlere, işkencelere karşı kıyamla geçti. Peygamber Efendimiz (sav)’in muhtereme zevceleri, müminlerin annesi Hz. Hatice Annemizin amcası Varaka’nın, ilk inen ayetlerden sonra Efendimiz (sav)’e kavmin seni yurdundan çıkaracak diye telkinde bulunması, Efendimiz (sav)’in önünde zorlu bir yolun olacağının işaretiydi.

Surenin beşinci ayetinde; اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ “Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahy edeceğiz”[4]  buyurularak, büründüğü örtünme halinden kurtulup kıyam etmesinin gerekçesi anlatılıyor sanki. Yani sen örtüne bürünüp yatıyorsun, ama biz sana ağır bir görev yükledik. Bu görev çok meşakkatli ve çileli bir görevdir. İlahi vahyin bu komutu, “Peygamberimizi sakin evinin, ılık yuvasının yumuşak yatağından çekip çıkararak, coşkun ve kurşun gibi ağır dalgalarının ortasına, vicdanlardaki ve pratik hayattaki çekici ve itici boğuşmaların arasına atan büyük ve ürpertici bir buyruktur.[5] İkrime’nin de ifade ettiği gibi, buradaki anlam “büyük yük yüklenmek” şeklinde mecazi de olabilir ki, bu durumda hitap, “Ey peygamberlik yükünü yüklenen kişi!” demek olur.[6]

Peki, Peygamber (sav) ne yapacaktı? Tek başına bir insan, Birleşmiş Müşriklere karşı ne yapabilirdi ki? Bu ayetten sonraki ayetler, O’nun (sav) yol haritasını çiziyordu. Kalkma emrinden sonra, ikinci emir namaz kılma emridir. Bu tıpkı, karşında güçlü kuvvetli bir ordu olan ve tek başına olan bir insanın durumuna benzer. Tek başına kalan bu insan, bunlara karşı koyabilmek için hangi yolu yöntemi kullanayım diye beklerken, bir emir daha geliyor. Kalk ve namaz kıl… Nitekim Bedir Savaşı’ndan hemen önce inen ayette de Allah (cc): “يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ﴿١٥٣﴾  Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım dileyin”[7] buyrulmuştu. "Kalk" komutu ile bu ağır yükü sırtlanmaya çağrılan Peygamberimizin her şeyden önce tüm varlığı ile Allah'a yönelmeye, diğer her şeyi bir yana bırakarak sırf O'na dayanmaya ihtiyacı vardır. Çünkü ağır bir yük altında çıkacağı uzun yolculuğu sırasında gerekli gücü ve azığı bu kaynaktan alacaktır.[8]

İşte bu ağır dava yükünü kaldırabilecek güce sahip olabilmek için Allah (cc) Peygambere gece kalkıp namaz kılmasını emrediyor. Bunun, sonradan gelen "Kur’an’ı yavaş oku", "Rabbinin ismini zikret" ve "Rabbine yönel" gibi sözlerden de anlaşılması mümkündür. Bazı müfessirlere göre, buradaki "kıyam" tabiri doğrudan doğruya namaz manasındadır. Gece namazları için "kıyam-ı leyl" sözü kullanılması da bu nedendir. Düşmanla savaşmadan önce niçin namaz kılınması gerektiğine gelince; çünkü namazda, Rabbânî rızanın musalli üzerine tecelli etmesinden kaynaklanan ilâhî bir sır saklıdır. Hüzünleri dağıtmak ve gam ve kederi yok etmek hususunda namaz ibadetinin büyük bir ehemmiyeti vardır.[9] Bundan dolayı Peygamber Efendimiz (sav) sıkıntılı bir durumla karşılaştığında hemen namaza koşardı.[10]

Şuan İslam coğrafyasında yaşanan olumsuzlukların büyük nedeninin, başta büyük şeytan olmak üzere, şer güçler olduğundan kesinlikle şüphemiz yoktur. Ve bu güçlerin sahip oldukları maddi güçler karşısında Müslümanların güçsüz ve zayıflıkları karşısında hezimete uğradıkları da malumumuzdur. Unutulmaması gereken ve işin en önemli yönünü oluşturan diğer neden de, savaştan önceki manevi hazırlığın yapılmayışıdır. Çünkü bizim inancımıza göre, zafer için sadece askeri hazırlıklar yeterli değildir. Askeri hazırlığın öncesinde manevi hazırlığın da yapılması gerekmektedir. Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc), zafer için maddi hazırlığı değil, manevi hazırlığı şart koşuyor:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ 

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.”[11] Manevi hazırlık yapılsın derken, bu maddi hazırlık yapılmasın anlamında değildir. Yakın tarihimiz bir avuç ihlaslı, samimi Müslümanın küfrün burnunu nasıl yere sürttüğünün canlı tanığıdır. Müzzemmil Suresinde, Allah (cc)’nun Resulüne kalk emrinden sonra, O’na namaz kılmasını emretmesi, O’nu ileride karşılaşacağı ve insan takatinin fevkinde olan bu mücadeleye manevi olarak hazırlaması içindi. Bu tıpkı, gerçek savaşa girmeden önce, orduların tatbikatlarla gerçek savaşa hazırlanmasına benzer.

Şuanki hezimetimizin nedenini kendimizde de aramamız gerekmez mi? Büyük cihadda kaybedişimiz, beraberinde küçük cihadı kaybedişimizi de getirdi. Küfrün cephelerinde zafer elde edebilmemizin şartı, nefis cephelerinde zafer elde etmemize bağlıdır. Nefis cephesindeki bu zafer de, ibadet ve zikirle mümkündür. Rabbim bizlere hem nefis, hem de küfür cephelerinde muzafferiyetler ihsan etsin.

Bir dahaki yazımızda buluşmak ümidiyle, Hepinizi Allah’a emanet eder, dualarınızı beklerim.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] Elmalı Tefsiri,

[2] İbn Kesîr, tefsiri 8/275. İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 2/691-692. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/915. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 15/183.

[3]  Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 15/182

[4]  Müzzemmil Sûresi (5)

[5] Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân

[6] Taberî Tefsiri, 29/ 124; Zemahşerî tefsiri, 6/ 623; Râzî Tefsiri, 29/171.

[7]  Bakara Sûresi (153)

[8] Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân

[9] et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 1/ 479

[10] Ebû Dâvûd, Tatavvu, 22/1319

[11] Muhammed Sûresi (7)

müzemmil suresi Kur'an dava ağır yük
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır