Şeyh Said Ve Kıyamı

Şeyh Said, 46 arkadaşı ile birlikte 29 Haziran 1925’te şafak vakti darağacına götürüldüğünde söylediği şu sözler ise hafızalara kazındı: “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslam içindir.”

Şeyh Said Ve Kıyamı
Bu içerik 132 kez okundu.

17. yüzyıl da Osmanlı’da Vilayet-i Kürdistan diye geçen yerler ile bunun dışında kalan Kürd bölgelerinde, daha çok “Kadiri Tarikatı” ektindi. 

Ancak Mevlana Halidî Bağdadi’nin, Hindistan’dan almış olduğu tarikat halifeliğinin ardından, bu bölgede Nakşibendilik yaygın hale geldi.

Mevlana Halidî Bağdadi’nin talebelerinden biri de Şeyh Ali Septî idi.  Şeyh Ali Septî, Şeyh Said’in dedesi ve öğretmenlerindendi.

Şeyh Said’in babası Şeyh Mahmut Fevzi, aynı şekilde Nakşiliğin Halidîye kolunun bir temsilcisi ve Şeyh’in yetişmesinde ikinci derecede rol oynayanlardandı.

Kendisi de babası ve dedesi gibi bu tarikatın şeyhi iken, 1923’te yeni kurulan Cumhuriyet’in batılı bir yaşam tarzını esas alan uygulamalarına şahitlik etti ve bu hal kendisinde büyük bir rahatsızlığa sebebiyet verdi.

Şeyh Said bu rahatsızlığını, 13 Şubat 1925’te cuma günü Piran Camisi’ndeki vaazında şu şekilde dile getiriyordu:

“Medreseler kapatıldı. Din ve Vakıflar Başkanlığı kaldırıldı ve din mektepleri Milli Eğitim’e bağlandı. Gazetelerde bir takım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”

İşte bu düşünce ile hareket eden Şeyh Said, kıt imkânlarla büyük bir gücü karşısına alıp, İslam’ın ihyası için hazırlıklara başladı.

Kıyama başlayacağı esnada, işin zorluğunu abisine hatırlatmak isteyen Şeyh Bahaddin’e verdiği cevapta, amaçlarını tekrar dile getirdi.

Zira Şeyh Bahaddin, güçlerinin az olduğunu, eğer bu harekete başlanırsa namusun çiğneneceği endişesini dile getirmişti. Şeyh Said kardeşine şu cevabı verdi:

“Bahaddin, ben biliyorum biz bunlarla başa çıkamayız. Bunlar güçlüdür, orduları çoktur. Ama ben yarın mahşer yerinde, Resul-i Ekrem’in huzurunda, Peygamberi Ekber benim sakalımdan tutar, ey Said neden küfre kıyam etmedin derse, ben ne cevap vereceğim.”

Hedefini bu şekilde ortaya koyan Şeyh Said; kimisine göre yeni kurulan cumhuriyetin, aşiretleri pasifize edeceğinden dolayı devlete kafa tutan bir aşiret reisi, kimisine göre Lozan Barış Anlaşmasından sonra İngilizlerin çıkarları uğruna hareket eden bir hain, kimisine göre ise kurulan laik devletin gayri İslami uygulamaları karşısında kıyam eden bir öncü şahsiyetti. 

Her ne kadar başka-başka taraflara çekilmeye çalışılsa da, laik idare karşısında İslam’ın rafa kaldırılması çalışmalarından duyduğu tepki yüzünden kıyama kalkışmıştı Şeyh Said.

Çünkü Şeyh Said şu an içinde yaşadığımız gayri İslami hayatı, o daha o günden görüp tedbir almazsa mesul olacağını biliyor ve Allah’a vereceği hesabın derdine düşüyordu.

Şeyh’in diğer önderlerle yazışmaları, mektupları ve yargılandığında mahkemedeki ifadeleri bu tezi doğrular mahiyettedir.

Nitekim o günkü şartlar altında İngiltere’nin laisizmi hedef edinen cumhuriyete karşılık, şeriatı esas edinen Şeyh’i desteklemeyeceği aşikârdır.

İngiliz büyükelçisi İngiltere’ye sunduğu raporda bu durum özetlenmektedir:

“Şeyh Said kuvvetleri yöredeki askeri birliklerden üstün durumdadır. Bazı askerler ve jandarma birlikleri Şeyh Said’in saflarına katılıyorlar. MECLİS’TE ayaklanmanın arkasında İngiltere’nin olduğu iddia ediliyor. Ama gerçekte sebebin dini olduğunu ve Şeriatı getirip, hilafeti ilan etmek olduğunu belirtmek isterim. Ayaklanma diğer ferdi olaylara hiç benzememekte, laikliğe ve yeni Türk rejimine karşı bir hareket olarak gözükmektedir. Türk Dışişleri Bakanlığı’na, bu ayaklanma ile İngiltere’nin hiçbir alakasının olmadığını ve İngiltere’nin ayaklanmayı desteklemediğini bildirdim. ...”

Başlattığı kıyamın neticesinde 6-7 Mart 1925 gecesi geldiği Diyarbakır önünde, askeri kuvvetlerle giriştiği şiddetli çatışmaların sonunda Lice’ye doğru geri çekildi.

15 Nisan 1925’te muş yakınlarında İran istikametine doğru gitmeye çalışırken, yanında bulunan bacanağı emekli Binbaşı Kasım’ın ihbarı neticesinde tutuklandı.

Şeyh Said tutuklandıktan sonra Diyarbakır’da kurulan şark istiklal mahkemesinde yargılandı ve 46 arkadaşı ile birlikte idama mahkûm edildi.

Aslında karar çoktan verilmişti. Çünkü mahkeme devam ederken 47 adet idam sehpası siparişi verilmişti.

26 Mayıs’ta başlayan duruşmalar, 28 Haziran 1925’te 47 idam kararıyla son buldu. Şeyh Said ve 46 arkadaşı ertesi sabah, 29 Haziran 1925’te şafak vakti Dağkapı Meydanında asılarak şehid edildiler… 

Şeyh Said, 46 arkadaşı ile birlikte darağacına götürüldüğünde söylediği şu sözler ise hafızalara kazındı:

“Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslam içindir.”

Kaynak: Rehber TV

Şehid Şeyh Said kıyam şahsiyet mücahit kadiri nakşibendi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım
Özgürlük
Özgürlük