Ey Özgürlük, Kanadı Kırık Güzel Kuşçuğum! -1

Yazarımız Mücahid Haksever'in kaleminden özgürlük...

Ey Özgürlük, Kanadı Kırık Güzel Kuşçuğum! -1
Bu içerik 113 kez okundu.

Şehvetinin ve öfkesinin esiri olan insanoğlu, ömür dakikalarını, şehvetini ve öfkesini tatmin edebilmek için, fütursuzca harcar. Bu duyguları tatmin uğruna, hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı gibi, önüne çıkan engelleri de hayatı pahasına bertaraf etme gayreti içerisinde olmaktan da geri durmaz.  Şehvet ve öfkesinin esiri olan insan, şehvet ve öfke anlamında, özgür olabilmek adına, bu iki duygusunu tatminine engel olabilecek, sınırlayacak tüm kayd ve bentleri bertaraf etmek ister. Hiç çekinmeden, kendi özgürlüğü için başkalarının özgürlüğünü elinden alır. Nitekim bu gaye ve amaç uğruna milyonlarca özgür Afrikalı, Avrupa ve Amerika’lıların özgürlüğü (!) için köleleştirilmiş, özgürlükleri ellerinden alınmıştır.

Allah’ın özgür olarak yarattığı, gerek insan ve gerekse de hayvan tüm canlılar özgürlüklerine düşkün, özgürlüğüne sevdalıdır. Sonradan boyunlarına geçirilmiş bukağılardan, ellerine ve ayaklarına vurulmuş prangalardan ve zincirlerden kurtulacakları günün hayaliyle yaşarlar. Bülbülü altın kafese koymuşlar, “Ah, vatanım” demiş. Altın dünyanın en değerli madenlerinden olmasına rağmen, özgürlüğüne engel olduğu için, bülbülün düşmanıdır. Çünkü şekli altın olmasına rağmen kafesin işlevi, içindeki canlıyı hapsetmek, özgürlüğünü elinden almaktır. Artık bülbül bir zamanlar, uçsuz bucaksız ormanda kanat çırpamayacak, acıklı hüzünlü sesini güle duyuramayacak. Hiçbir varlık, boynunda zincirle ya da bir kafesin içinde dünyaya gelmez. Allah, tüm mahlûkatı özgür yarattığı gibi, insanı da özgür olarak yaratmıştır. Bundan dolayı İslam, toplumsal hayat için uyulması gerekli kurallar dışında, bireysel olarak hiç kimsenin özgürlüğünü kısıtlamaz.

Özgürlük denince akla herkesin istediğini yapabilme serbestîyetisine sahip olabilmesi düşüncesi gelmemelidir. İstediğini yapabilme serbestiyetisine sahip, yani [1]فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ olan tek zat, cenabı Allah’tır. Böyle olmadıkları halde, kendilerini her şeyi yapabilme güç ve kabiliyetinde gören insanlar var olmuş ve var olacaktır. Ama bu düşünceye sahip insanların bu düşüncesi bir vehimden başka bir şey değildir. Tarih bu düşünce sahiplerini hazin sonlarının öyküleriyle doludur. Nitekim bunlardan bir tanesi de, Kur’an’ın kendisinden sıklıkla bahsettiği Firavun’dur. Firavun, Kur’an’ın anlatımına göre, şöyle diyordu kavmine:  اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ  “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!”[2] Yine o, اَلَيْسَ ل۪ي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْر۪ي مِنْ تَحْت۪يۚ اَفَلَا تُبْصِرُونَۜ   “Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?"[3] diyordu. Bu söylemiyle Firavun, kendisini sınırsız bir özgürlüğe, her şeyi yapabilme güç ve salahiyetine sahip biri olarak görüyordu. Çok geçmeden bunun böyle olmadığını kendisi de gördü. Allah’ın kurbağa ve çekirge gibi zayıf ordularının karşısında hezimete uğradı. Ve bu düşünce onun denizde zelil bir şekilde ölmesine vesile oldu.

Bizim sözünü ettiğimiz özgürlük, bir insanın insan olması hasebiyle, insani haklarını kullanabilme serbestiyetisinin elinden alınmasıdır. Örneğin bir insanın sahip olduğu inancını yaşayamaması gibi… Ya da insan olarak, doğuştan konuştuğu dilin yasaklanması, George Floyd gibi teninin renginden dolayı ayrımcılığa maruz kalması gibi… Ya da yaşadığı vatanından haksız yere çıkarılması gibi… Bunların sayısını arttırabilirsiniz. Özgürlükten kastımız, bu anlamdaki özgürlüktür.

Tutsaklık, esaret, insanın tabiatına aykırıdır. Her insanın inandığı inancı, yaşadığı toprağı, konuştuğu dili, onun özgürlüğünün sembolüdür. Bunlar bir insanın elinden alındığı zaman, bu o insanın özgürlüğünden mahrum bırakılıp, köleleştirilmek istendiği manasına gelir. İnsan fıtratında suyun, ekmeğin yeri neyse özgürlüğün yeri de odur. Hatta bunun da ötesinde, özgürlüğü elinden alınan insan susuz, ekmeksiz yaşamaya razı olur, ama esaret altında, tutsak olarak yaşamaya asla! Özgürlüğünün önündeki tüm engelleri, setleri, bentleri kaldırmak için var gücüyle çaba sarf eder. Yeryüzünde gerek İslami gerekse gayri İslami oluşumlar, topluluklar, on yıllardır süren ve her platformda sürdürdükleri mücadeleleriyle ellerinden alınan bu hakları geri almak için çabalamaktadırlar. Allah’ın kendilerine doğuştan itibaren verdiği, gasp edilmiş haklarını alabilmek için…

Allah indinde yegâne din, makbul olan din, İslam’dır. Ama buna rağmen Allah (cc) kendi dinine girmeleri için dahi olsa, insanların zorlanmasını yasaklamıştır. لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ “Dinde zorlama yoktur.”[4] Müslim, gayri Müslim, hakları ellerinde alınan tüm insanlar, İslam’ın koruması altındadır. Nitekim müşriklerin kurmuş olduğu “Hılful Fudul” yani erdemlilerin yemini anlamındaki cemiyete, peygamberliğinden önce katılan Peygamberimiz (sav), Peygamberlikten sonra da böyle bir oluşum olduğu takdirde yine katılacağını söylemiştir. Çünkü bu cemiyet hakları gasp edilen mazlumların haklarını,  gasıp ve zalim kişilerden geri almak için kurulan bir cemiyetti.

Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek, Allah’a emanet olun.  

Mücahid Haksever

---------------------------------------------------------------------------------------

[1]  Buruc suresi 16

[2] Naziat Suresi 24

[3] Zuhruf Sûresi (51)

[4] Bakara 256

özgürlük hürriyet huzur islam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Şehid Başbağlar
Şehid Başbağlar
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım