Mardin Ramazanları

Mardin'de yedi yıl görev yapmış ve şimdi Üsküdar Üniversitesinde görevine devam eden Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Tekçe'nin kaleminden Mardin'deki ramazanları okuyacağız.

Mardin Ramazanları
Bu içerik 229 kez okundu.

Kadim şehir Mardin'de görev yaptığım yedi yılımda da ramazanlar en sıcak aylara ve en sıcak günlere rastlıyordu. Mardin ramazanlarında birçok unutulmaz zamanlar, anlar ve hatıralar yaşadım.

Mardin, ramazanların muhteşem yaşandığı ve tüm Mardin'lilerin yediden yetmişe oruç tuttuğu inanç abidesi bir şehirdi.

Ramazan'da Mardin'e sanki mânevî bir örtü serilir, kimse kimseye kızmaz, hafif sesini yükselten birisi olsa, "Sekkin ahuy salli alâ Muhammed yevm ramadan (Sakin kardeşim, Hz. Muhammed’e salavat getir, bugün ramazan)" diyerek hemen etraftan onu yatıştırırlardı.

Her zaman çok kalabalık olan hastalarımın sayısı ramazanda hemen azalır, böylece bizde bu mübârek ayda ibadetimizi daha rahat yapabilirdik. Böylece daha az yorularak, derin bir nefes alabilirdim. Ayrıca Ramazan’da mutlaka meal ve tasavvufi eserlere daha bir zaman ayırır, sıkı bir programla okurdum. Tasavvufa derinlemesine meylim de Mardin'deki bir Ramazan’da gördüğüm rüyalarla başladı.

Ramazan günü gün içinde öyle sıcak oluyordu ki, emin olun kibriti dilimize sürsek kesin alev alırdı. Orucu açarken bir koca sürahi içi tamamen buz olan su, bir bardak ayran, bir bardak meyan şerbeti art arda içer, yemek nerdeyse yiyecek halimiz kalmazdı. O yıllarda hiçbirimizin evinde klima olmadığı gibi gün boyu akan şehir suyu da yoktu. Şişelenmiş su zaten yoktu. Tifo, paratifo, brucella ise yağmur gibi savrulurdu. Bütün bu sıcaklık ve olumsuz şartlara rağmen Mardin ramazanları bambaşka yaşanırdı.

Mardin eti, sebzeleri ve meyvalarının lezzetini tarif etmem imkansız. Ben özellikle Mardin'in fasulye, bamya, domates, mişmiş, hıyar, rami ve üzümünü unutamam. Mardin'de et ve her türlü sebze günlüktü. Bu nedenle ramazan sabahı ilk iş yapılacak yemeğe göre alışverişti.

Bana genellikle ramazandan bir gün önce Kızıltepe Daime-Sürekli köyünden rahmetli Hacı Mahmut Barık besili güzel bir kuzu getirirdi. Pek çok hastam da bir sıtıl koyun yoğurdu getirir, bizim Kanco yoğurtları kontrol eder, hemen hepsi on numara alan koyun yoğurtlarından birini Ammo Mahmut bizim eve götürür ve geri yanını dağıtırdık. Zinnar bahçalarından, Gurs ve Savur köylerinden sebzeler gelirdi. Manavımız ise Sokulbakar’da Rahmetli Münir Solay ve ortağı Edip Beydi. Sümer Bakkalı'ndan da aldığımız olurdu. Alış verişlerimi genellikle Hamal Davut Başaran yapardı. Ben acı bibere çok meraklıydım. Mardin'de genellikle acı biber pek tüketilmediğinden Münir Abi bana çuvalla Antep biberi getirttirirdi. Bunun için ne kadar ısrar etsem para da almazdı. Evimizin sütünü ise o zaman birkaç binadan başka yapı olmayan istasyondaki Turan Bey kendi çiftliğinden getirirdi. Karayollarında da Mehmet Mataracı'nın bağları sanki bizimdi. Göze'lerin havuzlu, çeşmeli tarihi bahçası da en sevdiğim yerlerdendi.

Evimiz bir süre Beyt Sadık Yay binasında daha sonra ise uzun süre Mardin'den ayrılıncaya kadar Şehidiye Mahallesinde üç yoldan doğru girilen Hamam Hac Ramo Sokağında Beyt Hacı Zeki Çorapçı'nin eviydi.

Ramazan’da iftar vakti evimizin ovaya nazır balkonunda ya da terasında sanki uçakta imiş gibi oturur, orada iftar soframızı kurardık.

Balkonda oturduğumda hemen caddenin öbür yanında rahmetli Dr. Vahap Dizdaroğlu'nun evinin damında kurulu tahtının yanına onun hizmetçisi iftar sofrasını kurardı. Biraz sonra her zaman hürmet ettiğim Dr. Vahap Bey rahat bir kıyafetle dama gelir, biraz ayakta durur ovayı seyrederdi. Güneş batmaya yakın sofraya gelir, o sırada ona el sallar ve karşılıklı selamlaşırdık. Her zaman ima yoluyla elini öptüğümü ifade ederdim. Kendisi de başıyla karşılık verir, elini göğsüne koyardı. Daima yalnız başına iftar ederdi. Sonra damda namaza kalkardı. Hep hürmet ve rahmetle yâd ederim.

Çocukluğumdan beri oruç tutar, ramazanı çok sever ve hastalarıma da kolay kolay oruç yedirmezdim. Oruç sağlıklı bedenin Cenabı Allah'a şükrü ve teşekkürü diyerek insanları oruca teşvik ederdim. Zaten Mardin'liler asla orucu yemek istemezler, bazan tutmaması gereken hastamı zorlayarak açtırırdım. Müftü Efendi ve Hocalar hasta olup kendilerine danışan hastaya, "Git Mustafa Bey tut derse tut, ye derse ye" diye bana yollarlardı. Bu mesuliyetin bilincinde olarak bu soruyla gelen hastaya çok titiz yaklaşırdım.

Her zaman çağrıldığım hastaya koşarak, merdivenleri tırmanarak giden ben, ramazanda bu sıcak ve susuzluktan dolayı ev hastasına gitmek hiç istemezdim. Ama Mardinlileri de kıramazdım. Hangi eve gidersem gideyim evin genellikle nene, ana gibi yaşlı hanımı avluya oturmuş önünde bir kara taş elinde de bir tokmak etin üzerine vurarak onun damarlarını fasyalarını temizler, eti lokum gibi yapar, tadı ağızlara lâyık Mardin acini hazırlığında olurlardı. Genellikle bir tabakta akşam bizim eve yollarlardı.

Her akşam bizim eve gelerek, yemek verdiğimiz fakirlerimiz de vardı. Eşim Onları yolladıktan sonra iftar yaklaşırken üç yoldan hastane ve Meydanbaşına inen yolda birdenbire ses kesilirdi. Mardin bir anda müthiş bir sessizliğe bürünürdü. Bu anı çok severdim. Kaleden atılan top sesiyle, ezanlar okunur, iftarlar açılırdı. Yirmi dakika bu sessizlik devam ederken birden inanmaz bir cıvıltı, şen kahkahalar, üç yoldan yukarı çıkan motorların sesi, bağrışmalar, klakson sesleri yükselirdi. Daldığım masal dünyasından gerçeğe dönerdim.

İftardan hemen sonra teravih namazı hazırlığı yapılırdı. Ben ve eşim hatimle teravih namazı kıldıran Reyhaniye Camiinde kılardık. Aynı zamanda aktar olan ve tıbbi bilgisi olan Hafız Ömer Hoca'yı çok severdim. Özellikle bayanlar için camide yer kalmıyor diye erkenden camiye gitmeğe gayret ederdik. Eşim için hanımlar yer ayırırlardı. Teravihten önce Hafız Ömer Arapça vaaz verir, beni görünce birazda Türkçe anlatırdı. Uzun teravih sonrası dağılırken, camiye gelen küçük çocuklara mutlaka harçlık verip caddeye çıkardım. Aman Allah’ım, o ne görkem, ne şamata! Bütün dükkânlar açık, halk tamamen caddede inanılmaz kalabalık olurdu. Kolumdan tutup çaya, tatlıya davet edilirdim. Çok sevdiğim dondurmayı ve kahiyeyi Roma Dondurması Yağmurcukardeş'lerden alırdım. Oradan Cemal Acabay'ın yazıhanesinde çaya otururdum. Petek Pastanesi Abdülkadir, Murat ve Celâl Babür'den bülbülyuvası gelirdi. Cemal Acabay'ın yazıhanesi çok kalabalık olurdu. Gündüz gereği kadar dilini tutmuş olan Cemal Baba ve Mahmut Sezgin yakası açılmamış küfürler ve şakalarla gelen geçen herkese takılırlardı. Fuat abi ise, mutlaka evden nefis bir şeyler getirtirdi.

Mardin'in Süryani ve Ermeni Hristiyanları Ramazan’a o kadar saygılı davranırlardı ki, emin olun bu saygıya gıpta ederdim. Ramazan’da onlardan da yemek ve tatlı gelirdi. Burada değerli insan Antun Kalyoncu ve eşi Celile Ablayı ayrıcalıklı zikredeceğim. Her Ramazan bize eşsiz Mardin bademinden badem ezmesi yapar evimize yollarlardı. Diş Hekimi Nurdan ve eşi Emanuel Özaltın'ı, kuyumcu Sami Balacı'yı, Yıldırmaz'ları da unutmadım. Manastırdan papaz Cebrail Allaf ve İbrahim Efendiler de hafızamda iz bıraktılar.

Birgün çok fena dişim ağrıdı. Dayanamaz hale geldim. “Öğleden sonra dişçiye gideyim, ne yaparsa yapsın” dedim. Muayenehanemden çıktım. Yürüyerek ağrı içinde Emanuel’in muayenehanesine gittim. “Ne yap yap bu ağrıdan beni kurtar” dedim. Saate baktı. "Yahu abim şurada birkaç saat var iftara. Olmaz dayan git eve yat. İftardan sonra ben senin için gelirim. Ne zaman canın isterse akşam gel bakarız" dedi. Allah'tan utandım, orucumu bozmadım eve geldim. İftardan sonra Emanuel’e gittim, beni bekliyordu. Muayene etti. “Çekeceğiz” dedi. Çekilmesine karşı çıktım. “Hele biraz ilaç kullanayım” dedim. Maksadım Dt. Hacı Veysi Bisen'e de gösterip, ondan sonra karar vermekti. Koltuktan tam doğrulurken tabancasını çıkardı elime verdi. “Abim eğer buradan kalkarsan, beni vur, öldür” dedi. Ağlayacak gibiydi. “Çek Emanuel” dedim. Hiç duymadan dişimi çekti. Tabancayı ona uzatırken, kendisini yürekten tebrik ettim. İşine böyle aşkla bağlı insanları her zaman takdir ederim.

Mardin iftar davetleri de çok güzeldi. Beni davet edenlere şartım o sofrada mutlaka fakirlerin de olmasıydı. Olmazsa iftar davetini kesinlikle kabul etmezdim. Hatta rahmetli hastam ve dostum Nezir Devrimci Nusaybin Girmeli Nezirhan Tesisine her ramazan davet ettiğinde, o bölgedeki pek çok fakir kardeşlerimizi de benimle aynı sofrada ağırlar, bizi memnun ederdi. O devirde burada hamam sıcaklığındaki çöl ortamında 18 çeşit dondurma yapılırdı. Nusaybin’den Mardin’e döndüğümüzde cennete gelmiş gibi olurduk.

Bir yere davet edildiğim zaman özellikle ilk yıllarda Lastikçi Abdurrahman Olgaç ağabeye sorar, git derse giderdim. Vilayet Protokolünün hemen hepsi hastam olmalarına karşın iftarlarına hiç katılmadım. İftarlarını unutamadığım dostlarım Allah uzun ömürler versin Fuat Pamukçu ve eşi Süheyla ablamızı asla unutamam. Cemal Acabay'ın ramazan boyu devam eden davetleri de meşhurdu. Kalaycı Zeyni Altun, eşi ve rahmetli annesi Hale Huri'nin, Mehmet Mataracı ve Hacı annesinin, Hamit Dalgıç ve eşi Suat Hanım, H.Emin Bayraktar ve Mama Haciye dediğim eşi Hacı Hüsniye, Av. Sabri Düzgören ve kardeşleri, Av.Metin Bayar ve babası Abdurrahman Bayar, Nuri Artukoğlu, Av. Daham Keleş, Mahmut Sezgin, Münir Olgaç, H. Beşir Devrimci, Adil Çorapçı, Ecz. Şeyhmus Mungan ve ablası, Beyt Çepi karşı komşum Hakkı Eldem ve eşi Yıldız Hanım, H. Abdülkadir Akçakoca ve Yade dediğim eşi Hacı Hadra hanım, Süleyman Amak ve eşi Latife Hanım, Hacı Mehmet Gülcegün ve eşi Cemile Hanım, Zeki Yıldızoğlu, Muvaffak Fidan, Abdulkadir Duyan ve eşi Mükrime Hanım, Ali Baraj, Mahmut Dündar, Göllü'den Hacı Ali Kösen, Gönül Kasabı Zarzur Mehmet Alın, Tümlik’ten Hacı Kazım Duyan, Kemal ve Av. Nedim Adak Beyler ve Hacı anne dediğim annesi, Mehmet Tuğmaner, Münir Uzuner, Şevki Ağa, Ferhan Ağa, Selânik Ağa, Kebapçı Rıdo, Melle Şeyhdavut Geçit, Kabala’dan Talip Derin, Çimento Fabrikası Gn. Md. Ergin Yılıkoğlu, Ali Ihsan Ensari ve eşi Azize Hanım, Hacı Emin ve oğulları H. Araphan Olgaç, A. Kerim Düzgören, A. Halim Yüksel ve eşi Melahat Hanım, Hamit Hamzaoğlu, H. Beşir Coşkun, Remzi Gülöz, Şakir Öngüç, Cevat Gülseren ve eşi Gülsen Hanım, Emlak Kredi Bankası Müdürü Burhan Namdar ve eşi Mürüvvet Hanım, yıllar sonra ilk anda hatırladığım değerli isimlerdi.

Mardin ramazanlarında şehir daha bir ruhaniyete bürünür, kabir ziyaretleri cuma günleri daha sık yapılır, fakirler ve hastalar daha bir yoklanır, noksanlıkları giderilirdi. Zekat genellikle ramazanda verilirdi. Fitreler bayrama yakın günlerde verilirdi. Bayram yemekleri için et, pirinç, sadeyağ alışverişleri yapılırken, fakir akraba ve komşular düşünülür, onlar için de alınırdı. Çerez Davut Selim’den ve komşum Abdulkerim Çamurtaş’tan alınırdı. O yıllarda konfeksiyon tam gelişmemişti. Hemen herkes kumaş alır, terzilerde diktirirdi. Terziler çok kalabalık olur, bayram elbiselerini dikmek ve yetiştirmek için sahurlara kadar çalışırlardı. Benim terzim meşhur Bekir Timur'du. Kumaşları ise İldoğanlar Mağazasından Necim Tulay ve Selahattin İldogan’dan, bazan da Ata Çuhadar Bey’den alırdım. Eşim ise çoğunlukla değerli dostumuz Semih Hocaoğlu'nun mağazasını zevkli bulur, çok beğenir oradan alışveriş yapardı.

Mardin'deki komşuluk bir destandı. Mahalle kederde, sevinçte, düğünde, sünnette, cenazede, taziyede tek ev haline gelirdi. Hasta komşusunu arkasına alıp dereçleri çıkarak, bana getiren pek çok insanı unutamam. Bir ev hastasına gittiğimde, bütün mahalle kapıda toplanır, "Abe Mustafa habballah ciranki marid eşenvi (Mustafaf Abe, Allah için, komşumuz hastadır, durumu nasıl?)" derler, hasta sahibine de, "Ahuy Eşikul Abe Mustafa (Kardeş, Mustafa Abe ne dedi?)" diye sorarlar, durumu kötü olanlar için gözlerinden yaşlar süzülürdü. Bilmem bu sevgi dolu insanlar halen var mı? Komşuluklar halen böyle mi?

Bayram yaklaşırken artık iyice incelmiş mü'min gönüllerle tüm şehirde yardımlaşma had safhaya çıkar, dışarda bulunan Mardin'lilerin de gelmesiyle şehre bir bolluk ve bereket yayılırdı.

Reyhaniye Camiindeki hatim teravihi çok duygulu olurdu. Bir önceki sene sağ olup şimdi olmayanlar hatırlanır, gözlerden sicim gibi sessiz sessiz yaşlar süzülürdü. Arife günü Mardin ufuklarına dalga dalga bayram sevinci yayılırken, biz mecburen bayramda babamlarla olmak için Kilis'e hareket ederdik.

Cenabı Allah'tan hayatımın en genç ve hekimliğimin sekiz seneye yakın kısmını paylaştığım çok kıymetli insanların vefat edenlerine ganî ganî rahmet, evlâtlarına, yaşayan dostlara hayırlı uzun ömürler diler, Mardin ve değerli Mardin'lilere sağlık ve saadetle nice hayırlı ramazan ve bayramlar niyaz eder, sevgi ve saygıyla selamlarım. Allah ülkemizi, Mardinimizi korusun, esirgesin, keder vermesin.

Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Tekçe

Kısa Özgeçmişi:

Mustafa TEKÇE 1953 yılında Kilis’de doğmuştur.1978 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun olan TEKÇE, doktorasını 1995 yılında Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde İç Hastalıkları ’da tamamlayarak almıştır. Aynı zamanda Mustafa TEKÇE Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Diyaliz programında Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.

mardin ramazan oruç iftar mustafa tekçe
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Şehid Başbağlar
Şehid Başbağlar
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım
Mehmet Şakir Çelebioğlu'nu tanıyalım