Bir Ramazan Öyküsü – Alemlerin Rabbinden Bir İkram

Salim Öztoksoy'un kaleminden bir Ramazan günün Alemlerin Rabbinden gelen ikrama dair duygulandıran hikaye...

Bir Ramazan Öyküsü – Alemlerin Rabbinden Bir İkram
Bu içerik 493 kez okundu.

İslâm'la şereflendiğim üçüncü Ramazan’dı. İftara on dakika kala Nişantaşı'ndaki ofisimin balkonuna çıkar, hem şükreder hem de "Onlar etraflarına bakarlar ve ‘Rabbimiz bunları boşuna yaratmamıştır’ derler" ayetini tefekkür ederdim.

O gün yan apartmanın balkonlarından birinde Trabzon hurması da denen hurma tabağı dikkatimi çekti. Çocukluğum aklıma geldi. Bahçemizde kocaman bir hurma ağacı vardı ve meyvesi o kadar boldu ki, verandadan uzanıp koparabiliyorduk. Ama çok olan şeyin değeri az olur, anlayışından olsa gerek rahmetli babamın ısrarına rağmen pek tercih etmezdim.

Şimdi ise, yıllardır yemediğim hatta aklıma bile gelmemiş olan bu meyveyi canım çekmişti. “Nasıl da tatlı olurdu tam olgun olanı” diye düşündüm. Geçmişe yaptığım 'hurma lezzeti' yolculuğu sadece birkaç saniye sürmüştü. Gökyüzüne baktım, aşağıda koşuşturan insanlara baktım, 37 yaşına kadar Rabbimden uzak yaşamış olmanın mahcubiyetiyle, şimdi oruçlu olabilmenin huzurunu birlikte hissettim.

Odama döndüğümde, başka bir anımda bahsettiğim, önemli bir kurumda yönetici olan hanımefendi bize iftara gelmiş, beni odamda bekliyordu. Her akşam 10-15 kişilik iftar soframız oluyor, misafirlerimizle birlikte iftar yapıyorduk. Ben misafirimle sohbet ederken, İstanbul Üniversitesi'nde akademisyen olan rahmetli kız kardeşimin elinde bir paketle doğrudan mutfağa yöneldiğini gördüm.

“Gönlü geniş olan kardeşim belki yine tatlı veya pasta getirmiştir” diye düşünürken, kardeşim bir tabağa koymuş olduğu hurmalarla odama girdi. Şaşırdım, “Hayırdır” dedim. “Nereden çıktı hurma?” “Senin için aldım Ağbicim” dedi. “İyi de ben hurma sevmem ki, sen de bilirsin” dediğimde, “Evet, sevmezsin bilirim, ama yine de aldım” dedi.

Ben henüz şok olma imkanı bile bulamadan, misafirimiz olan hanımefendi söze girdi ve "Aa, Salim Bey, ben de gelirken yolda hurma gördüm ve şoförüme, ‘Hemen dur, Salim Beye bu hurmalardan alalım’ dedim, ama çok işlek bir yoldu ve bir türlü park edecek yer bulamayınca, vazgeçmek zorunda kaldım" dedi. “İyi de Falanca Hanım, bana hurma getirme fikrine nasıl geldiniz? Siz böyle bir şey yapmazdınız” dedim. O da, “Ben de bilmiyorum, ama mutlaka size hurma getirmek istiyordum. Gerçi park yeri bulamayınca da tuhaf bir şekilde vazgeçtim” dedi.

Yıllardır aklıma bile gelmeyen o hurmayı öyle şükrederek yedim ki, anlatamam.

Bu anımı anlatmamın asıl sebebi, eminim herkes bu ve buna benzer şeyler yaşamıştır. Kimisi, ne tesadüf deyip geçmiştir kimisi de, “Tüh ya, demek dilek kapısı açıkmış. Keşke daha büyük bir şey isteseymişim” diyerek alemlerin Rabbinin ona özel gönderdiği lütfu idrak bile edememiştir.

Rabbiniz size, “Ben senin her an yanındayım, en ufak bir dileğin hatta dilek olarak bile dillendirmediğin bir şeyi sana gönderdim” diyor ve biz asıl anlamamız ve mutluluktan uçmamız gereken konuya değil de başka şeylere odaklanıyoruz.

Alemler için biz bir kum tanesi kadar bile yer işgal edemezken, alemleri Yaratan bizi muhatap alıyorsa, bunun değerini bilelim ve çok şükredelim.

İlk Ramazan orucuma dair bir anımı da aktarayım:

1996-97 yılının Ramazan'ını hiç unutamam. Çünkü benim hayatımın ilk Ramazan'ıydı. İftar 16:25 gibi erken bir vakitteydi, ama benim için yepyeni bir olaydı. Günde en az 10-15 kupa kahve içen ve piposu hiç sönmeyen biri olarak çok heyecanlıydım.

Önce Mısır çarşısına gidip iftarlık ve sahurluk aldım. Kıtlıkta kalmışım gibi. Söylemesi ayıp sucuk, pastırma, çeşit çeşit hurma... Tezgâhlarda ne varsa. Tabii aç kalacağız ya. Şimdi karantinada panik olup çok alanları görünce aklıma geliyor da, utanıyorum. Ama acemilik işte... Sonra ilk sahur.

Sahur değil brunch sanki masada yok yok. Ertesi gün sahurda bir daha sucuk pastırma gibi tuzlu şeylerin yenmemesi gerektiğini, kendi tecrübemle öğrendim, tabii. İftar yaklaştı, ben de bir heyecan... Tabii ofis 18:00'e kadar çalıştığı için Nişantaşı'nda bir arkadaşa gittik, iftara.

Tam sofra hazırlanıyor, ev sahibi masayı donatırken yemekleri de sayıyor. İftariyeliklerin yanı sıra zeytinyağlı bir çeşit, pilav ve etli bir yemek. Ben, beynimden vurulmuşçasına, “Ee, çorba yok mu?” dedim. Benim genelde pek çorba sevmediğim de bilinir.

Ev sahibi ve diğer arkadaşlar, “Bu kadar yemek var onun için çorba yapmadık” dediler. Ben, çok kızgın bir şekilde, "Siz benim ne zaman çorbasız iftar yaptığımı gördünüz" dedim. Aralarından biri, kahkahalara boğularak, "Biz senin ne zaman iftar yaptığını gördük ki?!" dedi.

Gerçekten, bugün bile aklıma geldikçe güler ve halâ şaşkın bir şekilde düşünürüm. Hayatındaki henüz ilk veya ikinci iftarını yapan birinin bu sözü söylemesi... Hem de normalde çorba sevmeyen biri olarak.

Salim Öztoksoy

salim öztoksoy hikaye öykü ramazan ikram
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Hutbe: Mümince Bir Duyarlılık: İyiliği Emretmek, Kötülükten Sakındırmak
Hutbe: Mümince Bir Duyarlılık: İyiliği Emretmek, Kötülükten Sakındırmak
Anne Boleyn! Bu Din Sana Kurban Olsun
Anne Boleyn! Bu Din Sana Kurban Olsun