Bir Hidayet Öyküsü – İnsan Kınadığını Yaşarmış

Salim Öztoksoy'un kaleminden etkileyici bir hikaye...

Bir Hidayet Öyküsü – İnsan Kınadığını Yaşarmış
Bu içerik 407 kez okundu.

Almanya'da üniversitenin ilk dönemi bitince, bir buçuk yıldır görmediğim ailemi görmeye Tarsus'a geldim. Öğle uykusuna yatmıştım ki, annem beni uyandırıp, dayımın yeni eşinin içeride olduğunu, bir uğrayıp görünmemi istedi.

Mahmur bir halde salona girdim, kara çarşaflı bir kadından başkası yoktu içeride. İki sülâlemde de tek bir başörtüsü görmeyen ben, saniyeler içinde beynimdeki tüm dosyaları bu görüntüye anlam verebilmek için taradım. Ve hatırladım ki, Almanya'da postanede 3-4 saat bekleyerek bağlattığım bir telefonda, annem dayımın içki ve pavyon hayatına son verip, namaza başladığını söylemiş ve bu sebeple de eşi kendisinden ayrılmış, o da tekrar evlenmişti.

Eski eşi Tarsus gibi bir yerde o yıllarda sırt dekoltesiyle dolaşan biriyken, şimdi de neredeyse Tarsus'ta hiç olmayan, burnuna kadar çekilmiş bir çarşafla dolaşıyordu. (Tarsus’ta zar dedikleri, hanımların şal şeklinde omuzlarına attıklarını saymıyorum) İçimden, "Eh be dayıcığım, sen de bir türlü ortayı bulamadın" diyerek, yeni yengem olan bu hanıma elimi uzattım. Aa, ne göreyim, kadın elimi sıkmak yerine kendi omuzuna doğru götürüp elimi havada bıraktı. Elim havada kalmıştı...

Bana sorarsanız, beynimdeki infilâk sonucu zaman durmuş ve ben salonun ortasında, eli havada bön bön saatlerce kalmıştım. Artık ne kadar süre sonrasındaydı bilmiyorum, önce elime sonra bu nezâket kurallarını bilmeyip beni rencide eden hanıma bakıp, tek kelime etmeden odadan ve evden çıktım. Anneme de, “O 'kişi' gittikten sonra gelirim ben” deyip, ayrıldım.

Bunun üzerinden yıllar geçti. Rabbim bana hidayet nasip etti ve ben, “Artık her şey tamamlandı, İslâm'a girdim işlem tamam” diye düşünürken, 'kaza namazları' konusu karşıma çıktı. Kaza namazları kılmaya başladım, yaklaşık altı ay...

Ablamla telefonda konuşurken, her zaman en ince noktasına kadar takvadan yana olan ablam, “Senin kaza borcun yok” dedi. “Olur mu öyle şey, 37 sene var geride Allah'ın emirlerini yerine getirmemiş olduğum” dediğimde ise, "Kardeşim, sen zaten Müslüman değildin ki" dedi. Ablama çok güvenmeme rağmen belki de çok sevdiği kardeşinin bu yoğun iş hayatında fazla zorlanmamasını düşünmüştür, diyerek kazaları kılmaya devam ettim.

İki üç gün sonraydı, her zamanki gibi sabah namazından sonra ofise gidiyor, işlerimi plânlıyor ve çalışanların masalarına da, onlardan o gün için beklediğim işleri yazıp pos-it kâğıdını yapıştırıyordum ki, özel telefon hattım çaldı. Açtım arayan ablamdı. Ses tonu çok sevinçli belli ki, bana iyi bir haber verecekti. “Hayırdır Ablacığım, maşallah çok neşeli geliyor sesin” dedim. Hemen konuya girdi; “Dün” dedi, “Falanca bize geldi.” “O kim?” dedim. Tabii ablam bir isim söylüyordu da, o isim bende bir karşılık bulamıyordu. “YaHu” dedi, “Rahmetli dayımızın son eşi…” “Haa,” dedim. Sonrasında da bana salonun ortasında yaşattığı travmayı hatırlayıp, istemsiz bir yüz ekşimesiyle, “Ee” dedim.

Anlatmaya başladı ablam, havadan sudan derken, bir vesileyle 'Salim' ve 'namaz' kelimeleri yan yana gelince yenge hanım, “Salim kim” demiş. Ablam da, “YaHu kaç tane Salim var, benim kardeşim olan Salim” demiş. Kadıncağız tekrar sormuş; “Yani, hani şu Almanya'da okuyan senin öz kardeşin?” “Evet” demiş ablam ve benim hidayet bulduğumu, namazlarımda sürekli olduğumu hatta kaza namazları... demesini bitirmeden, kadıncağız, “Dur yaHu önce bir kendime geleyim, yani Salim, yani rahmetlinin yeğeni olan Salim şimdi namaz mı kılıyor, bir de kaza namazları konusunda senin dediklerinle iknâ olmayıp devam mı ediyor?” diye sorup, sonunda aklen, ruhen, fiziken kendine geldiğinde, "Salim'e benden selâm söyle, yıllar önce o eli havada kaldığında bana bir bakışı vardı ki, o insanın günün birinde İslâm'a gireceğini rüyamda görsem inanmazdım, şimdi bile halâ şaşkınım, demem o ki, Salim'in eskiye dönük bir borcu yoktur, buna ben şahidim” demiş.

Yıllarca hafızamda 'travma yenge' olarak yer alan kişi beni ikna etmişti.

Tabii insan kınadığını yaşamadan ölmezmiş ya, imanımdan yaklaşık dört sene sonra Rabbimden bir şefkat şamarı yedim ve sarsıldım. Çareyi sanki ölmüşüm gibi düşünerek o yoğun iş hayatını, ofisleri, pazarlamada çalışan 5 bin küsur hanımı yok kabul edip, boş bir yazlık eve, mealler, Gazali, Mevdudi, Kutub, Efendimizin hayatı ve birkaç da giyecek alıp inzivaya çekildim. Allah bana orada bazı şeyleri daha net görebilmemi nasip etti.

Çok faydalı 1-2 ay sonrası İstanbul'daki ofise döndüğümde, artık sakallıydım ve hanımlara el vermiyordum. Hanım bir avukatım vardı. O en çok bozulan ve sinirlenenlerin başında geliyordu. Bense, gülümseyerek yıllar önce salonun ortasındaki halimi düşünüp hoş görüyordum.

Salim Öztoksoy

hikaye öykü hidayet islam namaz kaza iman
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Macron'a Açık Mektup
Macron'a Açık Mektup
İnternet Deryası Ve Pazarı
İnternet Deryası Ve Pazarı