Zamanın Eşsizi: Bediüzzaman Said Nursî (ra)

Bediüzzaman Said Nursî. Asrın müceddidi, iman ve Kur’an davasının yılmaz savunucusu.

Zamanın Eşsizi: Bediüzzaman Said Nursî (ra)
Bu içerik 191 kez okundu.

Bediüzzaman Said Nursî. Asrın müceddidi, iman ve Kur’an davasının yılmaz savunucusu.

O, bir dava adamıydı. Hakkı, hakikati, inandığı doğruları, Kur’an’dan ve nebevi sünnetten aldığı dersi, müştak kalplere ulaştırmaya çalışan bir gönül eriydi.

Daha çocukluk yaşlarında kendisinde, ileride çok mühim bir Kur’an hizmetinde bulunacağına dair çeşitli emareler görünüyordu.

Daha on üç, on dört yaşlarında, mollasının “Zekâ ile hıfzın ifrat derecesinde bir kimsede toplanması nadirdir” şeklindeki hayret ve iltifatına mazhar olmuştu.

Korkusuz ve gözü pek bir delikanlıydı Said Nursî.

Hiçbir tereddüt göstermeksizin Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa’yı hidayet yoluna davet eden; korkusuz ve pervasızca, “ya zulmü terk edip namazını kılacaksın veyahut seni öldüreceğim” diyen, dirayet sahibi ve cesaret timsali bir delikanlıydı.

Hangi zemin ve hangi şartlar olursa olsun, karşısında her kim bulunursa bulunsun, inancının ve imanının gereği olan hakkı-hakikati, Kur’ânî ve nebevî düsturları, doğru bildiği ve inandığı davasını, çekinmeden, korkmadan ifade eden bir dava adamaydı…

Onun gündeminde, rıza-yı ilâhîyi kazanmak vardır.

Hiçbir dünyevî, hatta uhrevî menfaat dahi yoktur. “Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum” diyerek, bu hakikati samimiyetle dile getiriyordu.

O, aynı zamanda öyle bir şefkat kahramanı ki, hiçbir insanın cehennem ateşinde yanmasına gönlü razı değil.

Müştak gönüllere iman ve Kur’an hakikatlerini ulaştırmak, onun en mühim davasıydı.

31 Mart Hadisesi sonrası çıkartıldığı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde, karşısında darağacında asılı bir vaziyette on beş adam dururken, “sen de şeriat istemişsin?” sorusuna karşılık, “Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım!” diye cevap veren, adaletsizlikleri anlatmaktan çekinmeyen, ölümü hiçe sayarak, büyük bir ciddiyetle, hakkı ve hakikati korkusuzca, merdane ve pervasızca dile getiren bir önderdi Bediüzzaman Said Nursî…  

Bediüzzaman, namazın; gereksiz olduğunu, bu kadar dünyevî işlerin yoğunluğunda üzerinde durulmaması gerektiğini, kılan ile kılmayan arasında bir ayrılık oluşturabileceğini ima eden, bir dönemin tek adamı Mustafa Kemal’e karşı hiddetlenerek, “Paşa, paşa! İslamiyet’te, imandan sonra en yüksek hakîkat namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur” hakikatini haykırıyordu…

İşte iman ve inancını her kim olursa olsun, hangi mevki ve makamda bulunursa bulunsun, çekinmeden söyleyebilen bir dava adamı.

İdarecilere, daima Kur’ânî ve nebevî düsturları öğüt verdi. Haktan, adaletten, dürüstlükten ayrılmamanın ne kadar önemli birer vasıf olduğunu hatırlattı.

Özellikle adalet dağıtan birimlerin, masum ile suçluyu ayırt etmede hassasiyet göstermesi gerektiğini defaatle ifade etti.

Kur’ân’ın adalet düsturlarından biri olan, “Hükûmet ele bakar, kalbe bakmaz” hakikatine uyulması gerektiğine defaatle vurgu yaptı.

Takvimler 19 Mart 1960 tarihini gösteriyordu. Said Nursî yanındaki talebelerine Urfa’ya gitmek istediğini söyledi. Arabası hazırlandı ve seksen iki yaşındaki Bediüzzaman, ağır hasta hâliyle arabanın arka koltuğunda yola çıktı. 20 Mart’ta yağmurlu bir havada yaşanan bu yolculuk, onun son yolculuğuydu.

21 Mart günü Urfa’ya ulaştığında talebeleri kendisine Halilürrahman Dergâhı’nı göstermek istediler. Ama o yürüyemeyecek kadar rahatsızdı. Onu şehirde bir otele yerleştirdiler. Bu arada otele gelen polisler, derhal Isparta’ya dönmesi emrini tebliğ ettiler. Bunu duyan halk otelin önüne toplandı. Polis ısrarla Bediüzzaman ve yanındaki talebelerinin Urfa’dan ayrılmasını istiyordu. Bu baskı sürerken Bediüzzaman 23 Mart 1960 günü 27 numaralı odada, sabaha karşı vefat etti.

Hayatı boyunca dayanılması güç acılara ve baskılara maruz kalmasına rağmen, hayat tarzıyla bir destan yazan Bediüzzaman, arkasında miras olarak altı bin sayfalık risale-i nur külliyatı ile milyonlarca nur talebesini bırakmıştı.

Büyük bir cemaatle kılınan cenaze namazından sonra Bediüzzaman’ın naaşı Halilürrahman Dergâhı'nda kendisine ayrılan yere defnedildi.

Bediüzzaman arkasından unutulmayacak şu sözleri de bırakıyordu;

Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım, fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah’a bin kere hamdolsun.

Rabbim, Bediüzzaman’ı ve davasını doğru anlayan, genç nesillerin yetişmesini nasip eylesin.

Kaynak: Rehber TV

 

bediüzzaman said nursi urfa 23 mart vefat
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Yasalar çocukları koruyamıyor mu?
Yasalar çocukları koruyamıyor mu?
Vücudunuzdan ödemleri atın
Vücudunuzdan ödemleri atın