Direnişin Piri: Şeyh Ahmed Yasin (ra)

Filistin'de işgale karşı iki ayrı intifadanın öncülüğünü yapan, vücudunun felçli olmasına rağmen Allah yolunda mücadeleden, direnişten geri kalmayan büyük insan, büyük lider, Hamas'ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin Siyonistlerin düzenledikleri bir suikast

Direnişin Piri: Şeyh Ahmed Yasin (ra)
Bu içerik 331 kez okundu.

Filistin'de işgale karşı iki ayrı intifadanın öncülüğünü yapan, vücudunun felçli olmasına rağmen Allah yolunda mücadeleden, direnişten geri kalmayan büyük insan, büyük lider, Hamas'ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin Siyonistlerin düzenledikleri bir suikast neticesi 22 Mart 2004 tarihinde şehid oldu.

Şeyh Ahmed Yasin 1937 yılında Filistin'in Askalan şehrinin el-Cevra köyünde dünyaya geldi. Üç yaşında iken babası vefat etti. Bundan sonra annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyüdü. 1948 yılında Yahudilerin Filistin'in büyük bir bölümünü işgal etmelerinin yol açtığı felaket üzerine ailesi Gazze şehrine göç etti.

Şeyh Ahmed Yasin, 1952 yılında Gazze şehrindeki İmam Şafii Okulu'nda ilköğrenimini, sonra er-Rihal Ortaokulu'nda ortaöğrenimini tamamladı. Lise öğrenimini de 1958’de Filistin Lisesi'nde tamamladı. Hayatının gerek bu döneminde gerekse sonraki dönemlerinde pek çok önemli olaya şahit oldu. Bütün bu olayların onun üzerinde önemli etkileri oldu.

1952 yazında bir yüzme faaliyeti esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden bütün vücudu felç oldu.

Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Bunun yanı sıra kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirdi. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanınırdı. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı.

Direndi. Savaştı. Örnek oldu. Çocukların, genç kızların, yiğitlerin yüreğine umut tohumları ekti.

Konuştu. Anlattı. Mazlumlara sevgi ve merhametle yaklaştı; zorbalar ve işgalciler karşısında sesini ateşe verdi. Dost düşman herkese parmak ısırttı.

Filistin denilince akla gelen, Gazze’nin unutulmaz isimlerinden, cana yakın, asil ve direniş ruhuyla yaşayan ve bunu dünyaya öğreten güzel insan; Şeyh Ahmet Yasin…

Kendisi 3 yaşındayken babası vefât eden Ahmet Yasin, koşturmaca ile geçen hayatı dolayısıyla eğitimini zorluklarla devam ettirmeye çalıştı… Liseyi bitirse de üniversiteye, şartlar dolayısıyla gidemedi. 

Maddî yönden yalnız bırakılamayacak bir konumda olan ailesine bakmak istedi ve kendisine gelen teklifleri de kabul etmedi.

Üniversiteye gidemiyor oluşu onu yıldırmadı ve din, dil, edebiyat, siyasi, toplumsal ve iktisadî ilimlerde kendisini geliştirdi. Bu tavrı ile üniversitenin ilim edinmede bir araç olduğunu, ama asla tek yol olmadığını ispatlıyordu adeta.

Eğitimi yanında tevazusu, bedensel engelli olmasına rağmen aktif hayatı, pratik zekâsı, sabrı ve görüşündeki keskinlik sayesinde bulunduğu toplumda sözü dinlenen biri olması da onu farklı kılıyordu…

Filistin'in tamamının 1967'de siyonistler tarafından işgal edilmesinin ardından Şeyh Ahmet Yasin’in, halkı bilinçlendirmede önemli rolü oldu…

Şeyh Ahmet Yasin, tekerlekli sandalyeye mahkûm felçli bir insandı.

 Ama işgalci siyonistler onun bu haline rağmen iman gücü ve kararlılığı ile direnişçileri sürekli cesaretlendirdiğini görüyor, bu yüzden varlığına tahammül edemiyordu.

Ahmet Yasin ve beraberindeki birçok kişi, 1984 yılında siyonistlerin gayrimeşru mahkemelerince ömür boyu hapse mahkûm edildi.

Ancak on bir ay sonra esir değişiminde serbest bırakıldı. Siyonistler, 18 Mayıs 1989’da Şeyh Ahmet Yasin’i yeniden tutukladı.

Uzun oyalamalardan sonra mahkemeye çıkarılan Şeyh Yasin, 15 ayrı suçlamadan gayrimeşru bir şekilde yargılandı.

Şeyh Yasin, "Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanundışıdır." diyerek onurlu bir duruş sergiledi…

Şeyh, 1997 yılında Hamas’ın siyasi birim sorumlusu Halid Meşal’e suikast girişiminde bulunan iki MOSSAD ajanı karşılığında serbest bırakıldı. Gazze’ye döndü ve 2000 yılında başlatılan Aksa İntifadası’nın başına geçerek manevi önderlik görevine tekrar devam etti. Ancak Ahmet Yasin, siyonistler tarafından birinci derecede tehlike olarak görülüyordu ve bunun neticesinde birçok suikast girişimine maruz kaldı.

Cinayet Devleti İsrail ve Ahmed Yasin'e Suikast

Siyonist işgal devletinin temeli cinayetlerle, saldırılarla, katliamlarla atılmıştır. Bugüne kadar ayakta kalabilmek için de sürekli cinayetler ve katliamlar gerçekleştirmeye ihtiyaç duymuştur. Şeyh Ahmed Yasin, herkesin bildiği gibi tekerlekli sandalyeye mahkûm felçli bir insandı. Ama işgalci Siyonist devlet onun bu haline rağmen iman gücü ve kararlılığı ile direnişçileri sürekli cesaretlendirdiğini görüyor, bu yüzden varlığına tahammül edemiyordu. Dolayısıyla onu tasfiye etmek için birçok kez plan yaptı. Bazılarında başarılı olamadı, bazılarında da doğacak sonuçtan korktuğu için çekingen davrandı.

2004 yılıydı. 22 Mart sabahı. Akrabaları ve yakın arkadaşları ile Hay el-Sabur’daki camiye gelmişti Ahmet Yasin. Cemaatle selamlaşmış, yanına gelenlere hâl hatır sormuş, sabah namazını kılmış, yine sohbet ederek dışarı çıkmıştı.

Birden göğü yırtan sesler duyuldu. Bir helikopterden atılan füzeler, göz açıp kapayıncaya dek caminin önünü kan deryasına çevirdi. Şeyh Ahmed Yasin de şehid düşenler arasındaydı. Sandalyeden düşmüş, gövdesinin birçok yeri parçalanmış fakat bir süre dizleri üstünde durarak son nefesini vermişti.

Dünyanın en zorlu coğrafyasında tarihin tekeri, uzunca bir süre vücudu felçli bu dava adamın sözleri, eylemleri eşliğinde döndü.

Şeref ve şehadet giysisi, sadece vurulduğu yeri değil, yavaş yavaş bütün bir yeryüzünü dolaşmaya, sarmaya koyuldu.

Adı siyonist olan alçaklık çetesi, bu şehadetten bir hafta sonra, Gazze’yi terk etmek zorunda kaldı.

Bir hafta sonra, yiğit ve vefalı on binlerce ana, bu şehadeti bir bereket yumağına, bir isim ırmağına, bir iman izdihamına çevirdi. Dünyanın birçok yerinde; hastanelerde, evlerde, kamplarda on binlerce doktor, on binlerce ebe hep aynı cevabı duydu:

- Bir oğlunuz oldu. Adını ne koyacaksınız?

- Ahmed Yasin! Ahmed Yasin! Ahmed Yasin!..

Şeyh Ahmed Yasin’in ümmete çağrısı;

- Allah’ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum! Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim ne kalem tutuyor ne de silah! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim! Ben ki saçları ağarmış, ömrümün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim! Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

- Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında?

- Bizler direndik, ileri atıldık ve kaçmadık! Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Allah’ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsat edilmiş ekinler aşkına, sana şikâyette bulunuyorum.

- Allah’ım! Sen mustazafların Rabbisin! Sen bizim Rabbimizsin! Allah’ım! Bizi kime bırakıyorsun?..

Kaynak: Rehber TV

filistin gazze intifada hamas direniş Şeyh Ahmed Yasin 22 Mart
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Kur'an'da Zulüm Kavramı Ve Zalimlerin Özellikleri - 2
Kur'an'da Zulüm Kavramı Ve Zalimlerin Özellikleri - 2
Fatıma Zehra’ya Yolculuk
Fatıma Zehra’ya Yolculuk