İhtilaflar Karşısında İslami Tavır Nasıl Olmalı? - 1

Yazarımız İbrahîm Êlihî'nin kaleminden İslam Ümmetinin kahredici ihtilafı...

İhtilaflar Karşısında İslami Tavır Nasıl Olmalı? - 1
Bu içerik 219 kez okundu.

Beşerî tağutların sevgisini değil, Hz. Muhammed alehisselatu vesselam ve O’nun izleyicilerinin sevgisini kalbimize yerleştiren Allah’a hamdolsun.

Küfrü, zulmü görüp tanıdıktan sonra çaresizlik içerisinde oturmayı değil, cihad aşkı ile davranmayı bize ihsan eden Allah’a hamdolsun.

Menfaat, korku ve bencillik putlarından uzaklaştırıp, azabını, gazabını, şefkatini, rahmetini ve reca terazisini aklımızdan çıkarmayan Allah’a hamdolsun.

Zalimlerden, müstekbirlerden nefret ettirip onların yanında değil; mazlumların, mustazafların yanında yer almayı nasip eden Allah’a hamdolsun.

Ümmetin fer’i ihtilaflarını ümmeti parçalamak için Müslümanları ayrıntılarda boğarak birbirine düşüren emperyalizmin bu tuzağına da düşürmeyen Allah’a hamdolsun.

Mahlûkatın en şereflisi, en faziletlisi, en ekremi âlemlere rahmet olarak gönderilen, müttakilerin imamı, mücahitlerin lideri Hz. Muhammed’e salat u selam olsun.

İslam nimetinin bize kadar ulaşmasında büyük emeği geçen zulüm dünyasının adilleri, karanlık dünyanın nurları... Olan Âline ve ashabına da salat u selam olsun.

Küfrün saldırısına, parçalanmasına, bölmesine maruz kalan mazlum ümmetin şehitlerine, küfrün zindanlarındaki mücahidlere, İslam’ın ölümsüz mesajını yeryüzünde yaymak için canını vermeye hazır davetçilere selam olsun.

Bu hamdele ve selat-u selamdan sonra; Eğer Kuran-ı Kerim’i İlahi kaynaklı olduğuna iman ediyorsak, bununla birlikte bu Kitabın, bir hayat biçimi, bir toplum yasası olarak da kabul etmemiz gerekmektedir. Allah-u Teala;  “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah'ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız.”[1] şeklinde emretmiştir.

Müslümanlar bu emre uydukları sürece dünyaya adaletle hükmeden bir iktidara sahip olmuşlardır. Ancak ne zaman ki Müslümanlar, bu emr-i İlahiyi kulak ardı ederek ona uymakta tembellik gösterip uzaklaştılar, işte o zaman küfür, bu emr-i İlahi’nin gereğini yerine getirmiş ve akidesi gereği teoride bu emre inanmadığı halde fiiliyatta bunu pratize etmiştir. Çağlar boyu birbirini kılıçtan ve giyotinlerden geçiren Hristiyan/batı, İslam’a karşı birlik olup, “paktlar”, “ekonomik topluluklar” ve “birlikler” kurmuşlardır. İslam’ın hükmeden iktidarını ele geçirmek için birçok fedakârlıkta bulunmuşlardır. Protestan’ı, Ortodoks’u, katoliği İslam’a karşı tabiri caizse “fıkhi ihtilaflarını” bir kenara bırakarak dünyaya hükmetmek ve “iktidar gücünü” elde etmek için çok çaba sarf etmişler, çok bedel ödemişlerdir.

Tıpta, bilimde, sanatta, edebiyatta… Her alanda üstünlüğü ele geçirdiler. Müslümanlar ise, bu alanda kıymetli eserler veren seleflerinin sermayesini ellerinin tersiyle ittiler ve aşağılık kompleksi içinde batılıların peşine takıldılar. Küfür, bizden önceki nesillerin ilim adamları ve âlimlerinden intihal ettiği bilgileri/ilmi kendi şirk inancına göre makyajlayıp/ambalajlayıp İslam ümmeti içindeki hayranlarına sundu. Ümmet de onların bu üstünlüğü ele geçirmeleri için gerekli olan tüm alt yapının hazırlanmasında hiçbir fedakârlıktan çekinmedi. Böylece de batılın maalesef çok acıdır ki bu şekilde iktidar olup güçlü olmasını biz Müslümanların yani Hakkın taraftarı olanların acziyetiyle, birbirimizi boğazlamasıyla sağlanmıştır. Müslümanlar dünyaya meylettiği, menfaate yöneldiği an kâfirler bu zaaflarından istifade edip Müslümanların üzerine gelmede cesaret kazanmışlardır.

Müslümanlar, hiç çekinmeden her mezhebin, her fırkanın, her cemaatin yalnızca kendisinin sırat-i müstakimde olduğunu, kendilerinin dışındakilerin ise yanlış ve hatta delalette olduğunu kabullendiği çok elem verici bir zaman dilimine şahid olmaktayız. Herkesin kendi doğrularıyla (!) övündüğü ve taviz vermediği bir dönmede yaşamaktayız. Halbuki Allah-u Teala; “Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir”[2]  şeklinde buyurmuştur.

Biz Müslümanlar ise maalesef birçok konuda ihtilafın; bazı konularda bir zaruret olduğunu unutup olduğu şekliyle birbirimizi kardeş kabul edeceğimize fırka fırka olup birbirimizi kafir emperyalistler için yutulması kolay birer lokma haline getirmişiz/bu uğurda elimizden geleni yapmaktayız.

Hâlbuki şeriatın uygun gördüğü ve yerinde olan toleranslı ihtilaf, ümmet için bir rahmet iken maalesef kolay bir şekilde birbirimizi boğazlamaya dönüşerek helak edici bir azaba dönüşmüştür. İslam alimlerinin “ihtilaf rahmettir” dedikleri kaideli- kurallı ihtilaf herhalde bugün ümmetin yaşadığı ihtilaf değildir. Elbette de değildir, olamaz da. Çünkü bu toleranslı kaide, şeriat kriterleri çerçevesinde kabul edilmediğinden ihtilaflar girdabında boğulmuş ümmet için daha bu dünyada elem verici bir azaba dönüşmüştür.

Ancak ne yazık ki ihtilaf girdabında boğulmuş bizler, yani “İslam Ümmeti” (!); öyle bir zor zamandan geçiyoruz ki, İslam düşmanlarının bize yaptıkları zulüm ve katliamları, insi ve cinni şeytanların toplumumuzun ve çocuklarımızın ahlakını yozlaştırmaları, fuhşiyat, haksızlık, adaletsizlik vs. basiretimizi kapattığında yaşadığımız dönemin bozukluğunu ve asıl düşmanımızı görmemize engel olmaktadırlar. Cehalet at gözlüğü, hakkı görmemize perde olmaktadır.

Cahiliyye döneminde aile- kabile- aşiret taassubu vardı. Ancak Al-i İmran 103. Ayetle bu cahiliyye adeti ve ahlakı ortadan kaldırılmıştır. Ne yazık ki ulema suretinde suret-i haktan gözüken bir kısım saray şakşakçıları ve echelu’cuhelalar yüzünden mezhepsel ihtilaflar sanki dini farklarmış gibi addedilerek Müslümanın yek diğer Müslümanı katletmesini sıradan bir olaymış gibi çok basite indirgediler. İşte asıl bizi üzen mesele de budur. Bu davranışımızla, Ümmet olarak kafirlerin bize düşmanlık etmesine gerek kalmadan kendi kendimizi yiyip bitirecek kadar bir kin, hased ve düşmanlığa sahibiz. Bu kin ve hasedi, bu enerjimizi kafirlere karşı kullanmamız gerekirken maalesef Ümmet olarak; birbirimizin kökünü kazıyıncaya kadar birbirimize zarar vermekten çekinmeyecek bir vampire dönüştük.

Hâlbuki her biri birer güzellik olan, cur be cur ve ayrı ayrı mezheplere ve stratejilere sahip olan Müslüman bireyler/ İslami Hareketler ümmet için birer umutturlar. Doğru ve faydalı olanı hepimizin de bildiği gibi nihai hedefimiz için bu ihtilafların; Müslümanları birbirine bağlayan, birbirini tamamlayan, birbirine güç ve kuvvet kazandıran bir teavün ve yardımlaşmaya dönüşmesidir. Bütün Müslümanların tek bir mezhep çatısı ya da tek bir hareket çatısı altında toplanamayacağını, her Müslüman bireyin/hareketin farklı farklı düşünüp hareket etmesinin çok doğal olduğunu artık kabul etmemiz gerekir. Artık ferdi/hareket bazda Müslümanların; ferd/hareketin, sadece kendi görüş/stratejisinin doğru olduğunu başkalarını eleştirmekten bir an önce vazgeçmeleri gerekir.

Bizler bu şekilde birbirimizi tekfire varacak derecede itham ederken maalesef kafirlerin, bizi katliamlardan geçirmelerinin alt zeminini kolaylaştırmaktan başka bir şeye yaramadığını farkına varmamız için aslında vakit henüz geç değildir. Müslümanların artık akl-ı selimle ve vicdanla hareket etmeleri için daha bu ümmetin başına ne tür elem verici azabların gelmesi gerekir acaba! Rabbim, bu ümmete bir an önce akl-ı selimle hareket eden, her Müslümanı tüm farklılığıyla kardeş olarak kabul eden liderler, rehberler çıkarsın. Yetmedi mi dökülen kardeş kanı?!

Hâlbuki İslam Fıkhı; beş temel çeşit olarak düzenlenmiştir. Bu temel fıkıh çeşitlerinden biri de “Fıkhu’l İhtilaf” yani ihtilaflar fıkhıdır. Bu fıkıh çeşidinin günümüzde üzerinde şiddetle durulması gereken fıkıhtır. Ümmetin bütün fertlerini ilgilendiren bu elzem ve acil bir ihtiyaç olan fıkhı her Müslümanın ibadet fıkhını bildiği gibi bilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü selef-i salihinimiz, bu fıkhı en iyi şekilde bildiklerinden ve uyguladıklarından ilmi ihtilaflar hiçbir şekilde onlara bir zarar vermedi. Bizler ise çok basit ve sebepsiz yere cehaletten dolayı birbirimizi boğazladık, birbirimize düşman kesildik. Farklılıklar olabilir. Ancak bu farklılıklar Müslümanlar arasında, çatışmalara ve zıtlaşmalara yol açmamalıdır.

İnşallah bu konuya devam edeceğiz.

Allah’a emanet olunuz.

------------------------------------

[1] Al-i İmran:103

[2] Enfal Suresİ:46

ihtilaf ihtilaf fıkhı vahdet islam ümmeti
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Kur'an'da Zulüm Kavramı Ve Zalimlerin Özellikleri - 2
Kur'an'da Zulüm Kavramı Ve Zalimlerin Özellikleri - 2
Fatıma Zehra’ya Yolculuk
Fatıma Zehra’ya Yolculuk