Kimdir çocuk?

İyi bir eğitim için çocukları her açıdan iyi tanımak gerekir. Buyurun hep beraber tanımaya başlayalım...

Kimdir çocuk?
Bu içerik 348 kez okundu.

Çocuğumuz hakkındaki sorumluluğumuzun sınırını bilmemiz, çocukluğun sınırını bilmemizi gerektirir.

KİMDİR ÇOCUK?

Çocukla ilgili pek çok tanım vardır: 

Çocuk, gözün nurudur.

Çocuk, hayatın en güzel yanıdır.

Çocuk, en büyük nimettir.

Çocuk, imtihan vesilesidir.

Ağaç için yaprak ne ise yetişkin insan için çocuk odur…

Bu tanımların hepsi çocuğun niteliğiyle ilgilidir. Ama çocukluğun bir de nicel yanı vardır:

Biz, hangi yaşlar arasındaki insana çocuk diyeceğiz? Diğer bir deyişle çocukluğun fiziksel başlangıcı nerede, sonu nerededir?

Çocukluk denince sıfır yaşla buluğ çağı arasındaki dönem akla geliyor. Ne var ki bu yaş dönemi geriye doğru da ileri doğru da bizim sorumluluk alanımızı belirlemeye yetmiyor. 

Örneğin, anne karnındaki cenine karşı bir sorumluluğumuz yok mu? Biz, cenine “et parçası” deyip onu dilediğimiz zaman aldırıp çöpe atabilir miyiz?

Ya da hamile bir kadın imkânı varken sağlıklı beslenmeden kaçınarak karnındaki çocuğa zarar verebilir mi? Yiyecek ve içeceklerini belirlerken onu yok sayabilir mi? Örneğin, karnındaki çocuğa zararlı bir ilacı, alternatifi varken, alabilir mi?

Ya da mümeyyizlik döneminden sonra mükellef olma yaşına geçen yani buluğ çağına ulaşan evlada yönelik sorumluluğumuz bitiyor, diyebilir miyiz?

“Evladım, sen iyiyle kötüyü ayırma çağı olan mümeyyizliğe ulaştın, hatta baliğ olarak mükellef de oldun. Artık sen sana, ben bana” diyerek evladımızı kendi haline bırakabilir miyiz?

Aksine çocuğun mümeyyizliğe ulaşması, yani iyiyle kötüyü ayırt edecek çağa ulaşması bizim onunla ilgili sorumluluklarımızı artırmıyor mu? Biz, ona karşı daha seçici davranmak ve onun eğitim durumunu değiştirmek durumunda kalmıyor muyuz?

Ya da mükelleflik çağı… Çocuk bu çağda hür iradeye ulaşırken bizim onu evlendirme gibi bir sorumluluğumuz bu yaşta oluşmuyor mu ve bu sorumluluk evlada karşı en ağır sorumluluklardan biri değil mi?

YAŞ TEK BAŞINA ÇOCUKLUĞU BELİRLEMEZ

Çocuğun mükellef olması yaş ile ilgili ise de yaş, buluğ için tek koşul değildir. Buluğ yaşı yöreye ve çocuğu göre değişkendir ve çocuğun mükellef olması buluğla söz konusudur. Fıkıh açısından çocukluk çağının sonu buluğdur. Buluğa eren insan, çocukluktan yetişkinliğe geçer.

Bunun fıkıh açısından tartışılır yanı yoktur.

Ne var ki fıkhî mükellefiyetin başlaması örfi çocukluğun bittiği anlamına gelmiyor. Örfi çocukluğun sonra ermesi toplumların çocuklara yükledikleri sorumluluklarla ve toplumların içinde bulunduğu durumla ilgilidir.

Örneğin, güç koşullar içinde olan Doğu (İslam) toplumlarında yakın geçmişte daha on-on bir yaşındaki çocuklar ailenin yükünü taşımaya başlarken rahat yaşam koşullarına sahip Batı toplumlarında insanlar ancak 24-25 yaşlarında sorumluluk yükleniyor. Diğer bir deyişle Doğu’da çocuklar erken büyürken Batı’da yetişkinlik süreci çok geç başlatılıyor.

Yine Türkiye’de ortaokullar bir zamanlar bağımsız eğitim birimleriydi ya da liselerin orta kısmı olarak varlığını sürdürüyordu. O dönemde ilköğretim 8. sınıf (Orta 3) öğrencisi kendisini büyük hissederdi. Oysa 8 yıllık zorunlu eğitim aşamasından sonra bu okullar ilkokullara bağlandı. Bugün 8. sınıf öğrencisi buluğ çağını aştığı hâlde kendisini ilkokuldaki çocuklarla akran görüyor, sokakta onlarla oynuyor, onlarla rahat arkadaşlık kuruyor.

O hâlde bizim çocuklarla ilişkimizde yaş tek ölçü olmadığı gibi buluğa erip mükellef olmak da çocuk açısından fıkhî bir başlangıç oluştursa da bizim onunla ilgili sorumluluğumuzda tek ölçü değildir.

Bugün hiçbirimizin “Oğlum, akil baliğdir artık, dilediğine karar verir” deme lüksü yoktur. Böyle bir lükse saplanmak, neticeleri açısından neredeyse, “Kızım/oğlum on sekiz yaşında; o artık hürdür” demek kadar ağır ve tehlikeli bir durumdur.

ÇOCUĞA KARŞI SORUMLULUĞUMUZUN BAŞLANGIÇ VE SONU

İslam, hayatın bütün aşamalarını kapsar. Hayatın hiçbir alanı İslam hukukunun dışında değildir.

İnsanlığın kanının su gibi aktığı günlerde, İslam “cenin hukuku”nu oluşturmuş; İslam âlimleri “cenin hukuku” üzerine uzun araştırmalar yapmışlar, ayrıntılı kararlar vermişler. Hanefi âlimleri, anne karnındaki çocuğun hukukunun başlangıcını organların belli olmaya başlaması (120. gün) esasına dayandırırken Şafii âlimleri bunu çoğunlukla hamileliğin 40. gününde başlatır. Ancak büyük Şafii âlimi İmam Gazali, cenin hukukunu döllenmenin başlangıcına kadar götürür.

Buna göre sorumluluğumuz açısından çocukluğun başlangıcı bir görüşe göre döllenmenin başlangıcı, ikinci görüşe göre anne karnındaki 40. gün ve üçüncü görüşe göre 120. gündür.

Bugün tıp ve psikoloji, anne karnındaki çocuğun belli bir haftadan sonra seslerden etkilendiğini söylüyor. Bu bilgi doğruysa hamile bir annenin çokça Kur’an-ı Kerim dinleyerek çocuğunu daha kendi karnındayken Kur’an-ı Kerim sesine alıştırması gerekmez mi?

Yine bugün pek çok hastalık hatta sakatlık, anne karnındayken daha rahat tedavi ediliyor. Bu da anne-babanın sorumluluğunu maddi olarak daha çocuk anne karnındayken başlatmaz mı?

O halde çocuğa karşı sorumluluğumuz zaman dilimi açısından çocuk anne karnında bir cenin iken başlar.

(Ne var ki bunun öncesi de vardır. Evlilik niyetinin içine salih evlat sahibi olmayı koymak, evlilik tercihini bunu dikkate alarak yapmak, evliliğin bütün aşamalarında ve özellikle çocuk sahibi olmayla ilgili bölümlerinde takva üzerinde olmak da Allah’tan hakkıyla korkanların vasıflarındandır. )

Çocuğa karşı sorumluluğumuzun sonu ise örfen çocuk üzerinde tasarruf sahibi olduğumuz süreye kadardır. Bu sürenin evlendirme kısmına kadar olan bölümünde anne-baba hukuku öne çıkarken sonraki bölümünde ise “emrimiz altındakiler” hukuku öne çıkar. Çocuk, örfen emrimizin altında olduğu sürece ona karşı sorumluluğumuz vardır.

Bu durumda çocuklarla ilişkimizi “çocukluk” kavramıyla değil, “evlat” kavramıyla anlatmak daha doğrudur. Çünkü evlatlarımız, biyolojik olarak çocukluğu aştıkları halde günün koşulları gereği, evladımız olarak sorumluluğumuz altında bulunuyor.

İNSANIN ÇOCUK EĞİTİMİYLE İLGİSİNİN BAŞLANGICI

Çocuk eğitimiyle ilgimiz daha bebeklik yaşımızda başlar. Her çocuk, başka çocuklara bakacak şekilde yetişir.

Henüz beşikte olan kız çocuğunun eline oyuncak beşik ve oyuncak çocuk verilir. Ya da daha iki yaşındaki kız çocuğu annesi tarafından kardeşinin beşiğini sallamaya alıştırılır. Böylece kız çocuğu daha bebekken, daha kendisi beşikteyken kendi çocuklarına bakmayı öğrenir. Kendi beşiği sallanırken, başkalarının beşiğini sallamaya hazırlanır.

Erkek çocuklarının ise eline oyuncak araba verilir, oyuncak kazma kürek verilir ya da onlara oyuncak silah alınır. Böylece erkek çocuğu daha bebekken çocuklarını geçindirmenin ve toplumunu korumanın yolunu öğrenir.

Çocukla çocuk eğitimi arasındaki bu ilgi ömür boyu devam eder.

Bugünün dünyasında çocuk eğitimi konusunda duyarlı olmak büyük bir yükümlülüktür. Çocuk hakları ve çocuklara yönelik sorumluluğumuz, bizlere çocuk eğitimi konusunda ayrıntılı araştırmalar yapmayı zorunlu kılar.

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de Lokman Suresi’ni Peygamber bir babanın dilinden bizim için rehber kılmış. Hz. Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) çocuklarla ilişkisi, bu rehberliği açıklar.  

Hz. Enes (ra) buyurur ki:

“Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Medine’ye geldiğinde ben sekiz yaşındaydım. Annem elimden tutarak beni Resulullah’a götürdü. ‘Ya Resulallah! Ensar’dan herkes sana bir hediyede bulundu. Ben ise şu oğlumdan başka sana hediye edecek bir şeye sahip değil. Bunu al, istediğin hususta sana hizmet etsin’ dedi.

Bundan sonra ben on yıl Peygamberimize hizmet ettim. Bu süre içinde beni ne dövdü ne tahkir etti ne de bir defacık surat astı.

Bana ilk tavsiyesi ‘Sırrımı kimseye ifşa etme; emin ve güvenilir ol’ demek oldu.

Bir seferinde de şunu söyledi: Abdestini tam al ta ki hafaza melekleri seni sevsin ve ömrün uzatılsın.’”

Çocuk eğitimi konusunda hedef, çocukları manevi olarak Resulullah’a teslim etmek, onları Onun manevi rehberliğine bırakmak olmalıdır. Çünkü kurtuluşa ermek ancak Onun manevi rehberliğine teslim olmakla mümkündür.

ANNE-BABANIN ÇOCUĞA KARŞI TEMEL VAZİFELERİ

“Anne ve babanın çocuklarına karşı başlıca vazifeleri şunlardır:

- Çocuklarını sağlıklı olarak besleyip büyütmek, çocukların beden ve ruh sağlığını korumak

- Çocuklarına haram lokma yedirmemek

Peygamber Efendimiz: “Allah yolunda harcanan paraların sevabı en çok olanı, aile fertlerine harcanan paradır.” (1) buyurmuş.

“Bir insanın bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerini ihmal etmesi günah olarak kendisine yeter.” (2) uyarısında bulunmuştur.

- Çocuğuna güzel bir ad koymak

- Çocuğu iyi terbiye etmek, ona ahlâk yönünden güzel örnek olmak

Peygamberimiz: “Hiç bir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmamıştır” buyurarak çocuk terbiyesinin önemini belirtmiştir.

- Çocuğu okutmak, geçimini sağlayıcı bir meslek sahibi yapmak

Hz. Ali şöyle demiştir: “Çocuklarınızı bulunduğunuz zamandan başka bir zaman için yetiştiriniz. Çünkü onlar, sizin zamanınızdan başka bir zaman için yaratılmışlardır.”

- Çocukları sevmek, onlarla ilgilenmek. Çünkü çocukların yemek, içmek kadar sevgiye de ihtiyaçları vardır,

Peygamber Efendimiz çocukları çok sever ve onlarla ilgilenirdi.

- Çocuklara sevgi gösterirken, hediye verirken ayırım yapmamak, eşit ve adaletli davranmak,

- Evlenme çağına geldikleri zaman çocukları evlendirmek. 

Abdulkadir Turan

--------------------------------------------------

(1) Riyazü's-Salihin, c. I, s. 331

(2) Câmi'us-Sağir.

(Diyanet Web Kütüphanesi)”

aile çocuk anne baba vazifeler çocuğu tanımak
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Cihada adanmış bir hayat: Şamil Basayev
Cihada adanmış bir hayat: Şamil Basayev
Avrupa'nın alnındaki kapkara leke: Srebrenitsa
Avrupa'nın alnındaki kapkara leke: Srebrenitsa