Göktaş Hoca: Zor zamanlardaki iman ve amelin değeri başkadır

Peygamber Sevdalıları tarafından Mardin’de düzenlenen programda konuşan Araştırmacı-Yazar Mehmet Göktaş, zor zamanlarda iman etmenin ve mücadele içerisinde yer almanın Allah katındaki değerinin elbette çok başka olacağını belirtti.

Göktaş Hoca: Zor zamanlardaki iman ve amelin değeri başkadır
Bu içerik 902 kez okundu.

Peygamber Sevdalıları tarafından Mardin’de düzenlenen programda konuşan Peygamber Sevdalıları Vakfı Onursal Başkanı Araştırmacı-Yazar Mehmet Göktaş, Peygamber Efendimiz (as) ve Ashabının hayatlarından kesitler sunarak, zor zamanlarda iman etmenin ve mücadele içerisinde yer almanın Allah katındaki değerinin elbette çok başka olacağını belirtti.

Mekke’nin fethine yaşanan bazı olaylara değinen Göktaş, “Mekke'nin fethinde ateşler yakılmıştı, Ashab tarafından Efendimizin emriyle. Mekkelilerin paniği görülmeye değerdi. Ebu Süfyan’ı temsilci olarak gönderilmesi kararı alındı. Geldi ve uzun konuşmalardan sonra Müslüman oldu. Şimdi tarihte iki Ebu Süfyan var. Biri Hind’in kocası Ebu Süfyan bin Harb, bir de Ebu Süfyan bin Harise var. Aynı gece Müslüman olmuşlar. Fakat Efendimiz onun yüzüne bakmıyor ve gülmüyor. Kaç defa etrafında dönse de, kelime-i şehadet getirmesine rağmen, Efendimiz hiç bakmıyor. Acaba neden?
Ümmü Seleme de şaşırıyor. Soruyor. Efendimiz ona da cevap vermiyor. Ebu Süfyan bin Harise Efendimizin amcasının oğlu. Biz genelde beş amcasını tanıyoruz. Çok ön planda olanları biliyoruz. Harise de Efendimizin amcasıdır. Efendimizin yaşıtı, arkadaşı hatta bir rivayete göre de sütkardeşidir.
Ama Efendimize inanmıyor, iman etmiyor. Hatta karşısına dikiliyor. İyi bir şairdir ve Efendimiz aleyhinde şiirler yazıyor. Ta Medine'ye ulaşıyor şiirleri. Efendimiz çok inciniyor ve bu yüzden ona bakmıyor. Adam suçunu biliyor. Müslüman olmuş, ama Müslümanlığı kabul ve ilan edilmemiş. Korku içinde çare arıyor. Hz. Ali’ye gidiyor bir çare bulmasını istiyor. Hz. Ali ona bir ayet okuyor: “Dediler ki: "Allah’a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz." (Yusuf Suresi: 91)Ezberletiyor. Bunu gidip Efendimizin yanında oku diyor. O da gidip okuyor.
Yani, o da demek istiyor ki, Allah seni bizden üstün kıldı. Seçti. Bu ayeti seçmesi Hz. Ali'nin ilmini ortaya koymaktadır. Çünkü bu ayetten sonra ki ayet şöyledir: “Yusuf şöyle dedi: "Bugün yaptıklarınız yüzünüze vurulmayacak, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.” (Yusuf Suresi: 92)
ve böylece adam kurtuluyor. Şimdi dönüp baktığımızda, adam ilk gün Müslüman olsaydı, hem şair hem güçlü hem de bilgili birisi. Onun sayesinde İslam davası çok gelişirdi. İşte zorluk zamanında Müslüman olmanın değeri böylece ortaya çıkıyor” dedi.

Efendimizin amcalarından söz eden Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü, “Hz. Hamza Nübüvvetten dört yıl sonra, Hz. Abbas ise çok sonra Müslüman oluyor. Kindi Arap bir tüccar ve Hz. Abbas’ın arkadaşı, ikisi de tüccar. Kindi Abbas’a misafir oluyor bir gün. Akşam damda otururken,  Kâbe’ye önce bir adam geliyor, sonra bir çocuk ve sonra bir kadın da geliyor. Namaz kılıyorlar. Kindi Abbas’a diyor, “Benim gördüğümü sen de görüyor musun? Bunlar da kim?” Ona cevap veriyor, “O benim yeğenim, yanındaki çocuk da yeğenim, kadın ise, yeğenimin eşidir. Yeryüzünde bu üç kişiden başka bu şekilde Allah'a ibadet eden başka kimse yoktur.” tabi Kindi önemsemiyor olayı ve unutuyor. Tam yirmi yıl sonra duyuyor ki, Hz. Ebu Bekir halife olmuş. Dizine vuruyor. Pişman oluyor. Diyor ki kendi kendine, “O gün Müslüman olsaydım, belki de şimdi onun yerinde ben olurdum.” Ama mesele de bu zaten: Zor günde Müslüman olmak. Tüccar kafasıyla düşünmemek. Sağlam ata oynama alışkanlığını terk etmek” şeklinde konuştu.

Hz. Ömer döneminden de örnekler veren Göktaş, “Hz. Ömer dönemi. Müslümanlar için bir toplantı günü belirlemiş. Kölesi seçip, içeri alıyormuş. Hep de fakir, gariban ve köle olanları öncelikle içeriye davet ediyormuş. Orada üç kişi daha varmış, köşede: Ebu Süfyan bin Harb, Ebu Cehil’in kardeşi Ebu Haris bin Hişam ve Süheyl bin Amr. Bekliyorlar ki, içeri alınsınlar. Ama önce zayıflar alınıyor.
En son Ebu Süfyan patlıyor ve diyor ki, “Biz buradayken, Ömer’in çağırdıklarına bakın hele. Kimse bize kıymet vermiyor.” Süheyl bin Amr, “Bağırma” diyor. “Bu köleler ilk günden iman etti. Biz ise, on beş yıl direndik. Hak ettik bunu. Korkum ahiret. Korkarım ki, ahirette de bunlar bizden önde olur.”
Cihada gidip, tabiri caizse, arayı kapatabilirim diyor ve gerçekten de gidiyor. Ebu Haris de gidiyor. Rivayetlere göre, ikisi de dönmüyorlar evlerine. Oysa ilk gün Müslüman olsalardı, kazanacakları değer ölçülemezdi. Hem dünyada hem de ahirette. Dolayısıyla ilk günde ve zor zamanlarda Müslüman olmak ve bunun mücadelesini vermek, Allah katında çok değerlidir” ifadelerini kullandı.

Efendimizin son anlarından bir örnek veren Göktaş, “Efendimiz vefat etmek üzeredir. Son demlerini yaşıyor. Usame komutasında bir ordu kurduruyor, Bizans’a karşı cihat etmek için. Ama Ashab, orduyu bekletiyor. Efendimiz vefat ediyor. Hz. Ebu Bekir halife seçiliyor. İlk iş olarak Usame ordusunu yolcu ediyor. Komutan Usame bin Zeyd ile konuşuyor, “Senden bir ricam var. Ömer’i bana ver” diyor.
O da, “Tabi” diyor. Ömer’i veriyor. Hz. Ömer de Usame’ye diyor ki, “ Beni iyi dinle. Ordunun ilk safına muhacirleri yani, imanının imtihanını verenleri yerleştir. Dağılmazlar. Orduyu da tutarlar.” Zor zamanda Müslüman olmak ve zor zamanda bedel ödemenin böyle bir değeri ve katkısı vardır” dedi.

Arap dünyasının Mekke ve Medine'den ibaret olmadığını belirten Göktaş, “Çölde de Araplar vardı. Yani, Bedeviler. Arap dünyasının merkezi Mekke'dir. Çünkü orada Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hac ibadeti ve Kâbe var. Mesele sadece hac da ve değil. Şiir, ticaret ve edebiyat var. Bu esnada Efendimizin daveti Arap dünyasının her yanında yayıldı. Putların da batıl inançlar olduğunu söylüyor. O günün en büyük olayı budur. Ama çöldeki ve diğer yerlerdeki Araplar, “Bekleyelim. Bakalım ne olacak” diyorlardı. Efendimiz ile Mekke müşrikleri arasında mücadele başlıyor. Çöldekiler bekliyor ve takip ediyorlar. Tabiri caizse yanlış ata oynamak istemiyorlar. Medine’de İslam Devleti kurulunca arada kalıyorlar. Efendimiz de davet ediyor, Ebu Süfyan da çağırıyor. Yine de bekliyorlar. Ama Efendimiz Mekke'yi fethedince, bölük bölük geliyorlar. O yıla “Elçiler Yılı” deniliyor. Neden? Çünkü mücadeleyi Efendimiz kazandı. İki yalancı peygamber çıkıyor Efendimizin vefatından önce: Esvedi Ansi ve Müseylemetül Kezzap. Vefatından sonra da üç dört yalancı peygamber daha çıkıyor. Ve ümmet de buluyorlar. Kim bunlar peki? Güce inananlar dönüyorlar. Ciddi sıkıntılar çıkarıyorlar. Pahalıya mal oluyor. Yüzlerce hafız Sahabi şehid oluyor. İşte, ilk gün ve zor zamanlarda Müslüman olmanın böyle bir getirisi ve sağlamlığı vardır” şeklinde konuştu.

Efendimizin ilk günden kendisine tabi olanlara çok değer verdiğine dikkat çeken Göktaş, “İlk gün Müslüman olmayanlar güçlüye oynayanlar, daha sonraları sıkıntı çıkarıp, Ashaba ilişince, Efendimiz buyuruyor, “Ashabıma ilişmeyin. Sizden birisi Uhud Dağı kadar sadaka vermiş olsa, onlardan birinin bir müd, yarım müd sadakasına ulaşamaz.” Peki, bütün bu anlattıklarımızdan biz ne anlayalım. Zor zamanın Müslümanlarıyız. Endişemiz var, kaygımız var. O da Allah'ın dinini hakim kılmak. Ameller hiçbir zaman değerini kaybetmez. Hele hele zor zamanda yapılırsa, hiç kaybetmez. Allah'ın anılmadığı yerlerdeki ibadet ile herkesin rahat bir şekilde ibadet edebildiği yerdeki ibadet bir olur mu? Olmaz. İlk günde ve zor zamanlarda bu davayı yüklenen ve bedel ödeyenlerin amelleri ve değerleri ile sonradan bu davayı benimseyen ve hiçbir bedel ödemeyenlerin amelleri ve değerleri sizce Allah katında bir olur mu? Olmaz. Allah zor zamanda yapılanları asla zayi etmez, hem dünyada hem ahirette. O yüzden kendimize dikkat edelim. Denizi geçip, derede boğulmayalım. En çok da dünyevileşmeye dikkat edelim” ifadelerini kullandı.mardinmedya.net

mardin peygamber sevdalıları mehmet göktaş Efendimiz iman amel ilk müslümanlar
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır