Kırk Hadis Şerhi / Dördüncü Hadis

İmam Nevevi'ni hazırladığı Kır Hadis isimli eserine Dr. Mustafa el-Buğa ve Muhyiddin Mistu tarafından yazılan ve El-Vafi ismini verdikleri modern şerhin tercümesini hadis hadis paylaşacağız inşallah.

Kırk Hadis Şerhi / Dördüncü Hadis
Bu içerik 430 kez okundu.

 

الحديث الرابع:

أطوار خلق الإنسان وخاتمته

عَنْ اَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ t قَالَ: حَدَّثَنَا رَسُولُ اللهِ e -وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ-: «اِنَّ اَحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ اُمِّهِ اَرْبَعِينَ يَوْمًا نُطْفَةً، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يُرْسَلُ اِلَيْهِ الْمَلَكُ فَيَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، وَيُؤْمَرُ بِاَرْبَعِ كَلِمَاتٍ؛ بِكَتْبِ رِزْقِهِ، وَاَجَلِهِ، وَعَمَلِهِ، وَشَقِيٌّ اَوْ سَعِيدٌ. فَوَاللهِ الَّذِي لاَ اِلَهَ غَيْرُهُ اِنَّ اَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ اَهْلِ الْجَنَّةِ حَتَّى مَا يَكُونَ بَينَهُ وَبَيْنَهَا اِلاَّ ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ اَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُهَا، وَاِنَّ اَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ اَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا اِلاَّ ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ اَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا» [رواه البخاري ومسلم]

İNSANIN YARATILIŞIN EVRELERİ VE SONU

Ebu Abdurrahman Abdullah b. Mesud Radiyallahu Anh der ki: “Sadık olan ve doğrulanan Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz sizden birinizin yaratılışı annesinin karnındayken 40 günde nutfe olarak takdir edilir. Sonraki 40 günde alaka olur. 40 gün sonra bir çiğnemlik et parçası olur. Bundan sonra ona bir melek gönderilir. Melek et parçasına ruh üfler. Rızkını, ecelini, amelini, şaki mi said mi olacağını yazmakla emrolunur. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki, sizden biriniz cennet ehlinin amellerini yapar. Öyle ki, onunla cennet arasında bir zira’ (1) (1) Takriben 68 cm’lik ölçü birimi kadar mesafe kalır. Ancak alın yazısı ona galebe çalar. Böylece ateş ehlinin amelini yapmaya başlar ve cehenneme girer. Sizden biriniz ateş ehlinin amelini yapar. Öyle ki, onunla ateş arasında bir zira’ kadar mesafe kalır. Ancak alın yazısı ona galebe çalar. Böylece cennet ehlinin amelini yapar ve cennete girer. (Buhari-Müslim)

HADİSİN ÖNEMİ

Bu hadis-i şerif, önemi büyük olan bir hadis-i şeriftir. İnsanoğlunun yaratılışının başlangıcından dünyaya gelişine, dünyadan ahirete göçüşünden amelleri karşılığında ebedi saadet yurdu cennete veya ebedi azap yurdu cehenneme girişine kadar ki süreci içinde barındırıyor. Şüphesiz insanın yaptığı ameller Allah'ın ilmine, dilemesine ve takdir edip kaza etmesine göredir.

HADİSTEKİ KELİMELERİN İZAHI

"الصادق" Yani bütün söylediği sözler doğrudur. Çünkü söylediği bütün sözler gerçeğe uygun doğru sözlerdir.

"المصدوق" Yani kendisine vahyedilen şeylerde doğrulanmıştır. Çünkü Cebrail Aleyhisselam vahyi doğrulukla ona getiriyor, Allah Celle Celaluhu da Rasûlünü vaadettiği şeylerde doğruluyordu.

"يجمع" Yani toplanır ve korunur. Bir görüşe göre de  “takdir edilir ve toplanır” manasına gelir.

"خلقه" Yani yaratılış maddesi kastedilir. Yaratılış maddesi de insanın kendisinden yaratıldığı sudur.

"في بطن أمه" Yani annesinin rahminde.

"نطفة" Nutfenin asıl manası “safi su”dur. Burada ise meni kastedilmektedir.

"علقة" Pıhtılaşmış kandır. Kendisine dokunan ele yapıştığı için “yapışkan” manasında “alaka” diye isimlendirilmiştir.

"مضغة" Bir çiğnemlik et parçasıdır.

"فيسبق عليه الكتاب" Allah Celle Celaluhu'ın ilminde var olan veya levh-i Mahfuz'da yazılmış olan vayahutta anne karnında iken yazılmış olan manasındadır.

HADİS-İ ŞERİFİN IŞIĞINDA

1) Anne Rahmindeki Ceninin Evreleri:

Bu hadis-i şerif ceninin 120 gün içerisinde üç evre geçirdiğine işaret ediyor. Her kırk günde bir evrede bulunuyor. İlk 40 gündeki evresinde nutfe, ikinci kırk gün evresinde pıhtılaşmış kan (alaka), üçüncü kırk gün evresinde ise bir çiğnemlik et halini alıyor. Yüz yirmi günün sonunda ise, Allah Celle Celaluhu tarafından gönderilen bir melek kendisine ruh üfler. Hadis-i şerifte geçen dört kelimeyi, yani rızkını, ecelini, amelinin iyi mi veya kötümü olacağını yazar. Allah Celle Celaluhu Kur’an-ı Kerimde ceninin geçirdiği evreleri beyan ediyor. “Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. (Hac: 5) “Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. Sonra onu az bir su (meni) hâlinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik. Sonra bu az suyu “alaka” hâline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir! (Mü’minun 12-14)

Bu ayeti kerimelerde Allah Celle Celaluhu, hadis-i şerifte geçen dört evreyi zikretmekle beraber, üç evre daha ziyade etmiştir. Böylece evre sayısı yedi olmuştur. İbn-i Abbas Radiyallahu Anh “İbn-i Âdem yediden yaratılmıştır” demiş ve bu ayetleri yani “Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. Sonra onu az bir su (meni) hâlinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik. Sonra bu az suyu “alaka” hâline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” (Müminûn: 12-14) ayetlerini okumuştur.

Allah Celle Celaluhu'nun en süratli bir şekilde ve mükemmel olarak insanı yaratmaya kadir olduğu halde, insanı, bu tertiple zikredilen evrelere uygun bir tarzda ve halden hale koyarak tedrici bir şekilde yaratmasının hikmeti şudur: İnsanın ve geniş olan kâinatın yaratılmasının esbaba musebbebata, öncülere ve sonuçlara uygun olmasıdır. Bu durum Allah Celle Celaluhu’nun kudretini apaçık bir şekilde beyan ediyor. Bununla beraber bu tedrici yaratılışta, Allah'ın kullarına teenniyi yani acele etmemeyi ve acele etmekten uzak durmayı öğrettiğini mülahaza ediyoruz. Yine bu tedrici yaratılışta insanın manevi kemalinin de tedricen yani aşama aşama gerçekleşebileceğini öğreniyoruz. Nasıl ki, zahiri kemali yaratılış mertebelerinde bir evreden başka bir evreye geçerek aşama aşama tedrici olarak kemale eriyor. Dolayısıyla aynen bunun gibi davranış mertebelerinde de bu minval üzere yol alması gerekiyor. Aksi takdirde bir körün sırtına binip geliş güzel yol almış olur. 

2) Ruhun Üflenmesi:

Âlimler, karı-kocanın ilişkide bulunmasının ardından yüz yirmi gün geçtikten sonra cenine ruhun üflendiği hususunda ittifak etmişlerdir. Bu da dört ayın bitip beşinci aya girildiği anlamına geliyor. Bu insanlar arasında bilinen ve müşahede edilen bir durumdur. Çocuğun ilhakı ve nafakanın vacip oluşu gibi hükümlerde buna dayanılarak hüküm verilir. Çünkü bu süre zarfında ceninin anne rahmindeki hareketine itimat edilir. Eşi vefat eden bir kadın 4 ay 10 gün iddet bekler ki, hamilelik eseri olmaksızın, bu müddet sonunda rahmin boş olduğu ortaya çıksın.

Ruh, insanın kendisiyle hayat bulduğu şeydir. Ruh, Allah'a ait olan işlerdendir. Allah Celle Celaluhu şöyle buyuruyor: Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir (İsra: 85)

İmam Nevevi, Müslim'in Şerh’inde şöyle der: “Ruh bedende hareket eden latif bir cisimdir. Suyun yeşil çubuklarla karışıp kenetlendiği gibi, ruh da bedene karışır.” İmam Gazali'nin “ İhya” isimli kitabında “Ruh, bedende gidip gelen soyut bir cevherdir” diye geçer.

3) Kürtajın Haram Oluşu:

Âlimler ruh üflendikten sonra ceninin alınmasının haram oluşunda ittifak etmişler ve bunu Müslümanın yapamayacağı bir suç olarak görmüşlerdir. Çünkü bu, yaratılışı tamamlanmış canlı bir varlığa karşı işlenmiş bir cinayettir.  Eğer cenin düşürüldüğünde canlı olur da sonradan ölürse, diyet vacip olur.  Düşürüldüğünde ölü ise diyetten daha az olan mali bir ceza vacip olur.

Ruh üflenmeden önce de ceninin düşürülmesi haramdır. Fakihlerin çoğu bu görüştedirler. Bu konudaki deliller ise yaratılışın anne rahminde karar kıldıktan sonra nutfede başladığını ifade eden sahih hadis-i şeriflerdir. İmam Müslim, Huzeyfe b. Useyd'den rivayetle Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Nutfenin üzerinde 42 gece –bir başka rivayette 40 küsür gece– geçtiği zaman Allah Celle Celaluhu bir melek gönderir. Ona şekil verir. Kulağını, gözünü, cildini, etini ve kemiğini yaratır.”

İbn-i Receb El-Hanbelî şöyle der: “Fakihlerden bir taife kadının henüz ruh üflenmemiş karnındakini düşürmesine ruhsat vermişler ve bunu azil gibi saymışlardır. Bu zayıf bir görüştür. Zira cenin çoğu sefer şekil verilmiş ve var olan bir çocuktur. Oysa azilde çocuk kesinlikle ortada yoktur. Azil ancak çocuğun varlığına engel olmak için başvurulan bir sebeptir. Oysa Allah Celle Celaluhu çocuğun yaratılmasını dilediğinde, bu, azil yoluyla engellenemez.” (1) (1) İbn-i Receb el-Hanbelî: “Camiul-Ulumi Vel Hikem” Sayfa: 42

İmam Gazali şöyle der: “Azil çocuğun diri diri gömülmesi ve kürtaj yoluyla düşürülmesi değildir. Çünkü bunlar var olan bir şeye karşı girişilmiş bir cinayettir. Varlığın mertebeleri vardır. Birinci mertebe nutfenin anne karnına girmesi, suyuyla karışması ve hayat taşımaya müsait bir hale gelmesidir.  Bunu bozmak cinayettir. Eğer nutfe pıhtılaşmış kan olan alakaya dönüşürse, buna karşı yapılacak ifsad önceki cinayete nispeten daha büyük olur. Eğer kendisine ruh üflenir ve yaratılışı tamamlanırsa, girişilen cinayetin büyüklüğü katmerleşir. Cinayetin en büyüğü ise canlı olarak dünyaya geldikten sonra onu öldürmektir.” (1) (1) İmam Gazali İhya: Cilt: 2 Sayfa: 51

4) Allah'ın İlmi:

Şüphesiz ki Allah Celle Celaluhu mahlûkatını yaratmadan önce mahlûkatın bütün hallerini bilir. Mahlûkatta bulunan iman, itaat, küfür, ma'siyet, saadet ve şakavetin hepsi ancak Allah'ın ilmi ve dilemesiyledir.

İmam Buhari’nin Ali b. Ebi Talib Radiyallahu Anh'dan yaptığı rivayette, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor: “Hiçbir canlı yoktur ki, Allah Celle Celaluhu onun cenneteki veya ateşteki mekânını şaki mi said mi olduğunu yazmış olmasın.” Bir adam “Ya Rasûlallah bizim için yazılanın üzerinde durmamalı mıyız? Amel işlemeyi terk etmemeli miyiz?” dedi. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem: “Amel ediniz. Her elde edilen şey kendisi için yaratılması ve takdir edilmesi sebiyledir. Cennet ehli cennet ehlinin amelini yapmaya müyesser olurlar. Şekavet ve ateş ehli ise ateş ehlinin amelini yapmaya müyesser olurlar” diye buyurdu. Sonra şu iki ayeti kerimeyi okudu: “Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse…” (Leyl: 5-6)

Buna göre Allah'ın ilmi kullardan tercih etme ve kast etme hakkını kaldırmaz. Zira ilim tesir etmeyen bir sıfattır. AllahCelle Celaluhu insanlara iman ve itaat etmeyi emretmiş, küfre girmeyi ve günah işlemeyi yasaklamıştır. Bu da kulun seçme hakkına ve dilediğini kast etme yetkisine sahip olduğunun kanıtıdır. Aksi takdirde Allah'ın emretmesi ve nehyetmesi abes olurdu. Bu ise muhal bir şeydir. Allah Celle Celaluhu şöyle buyuruyor: “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems: 7-10)        

5) Kaderin Delil Olarak Getirilmesi:

Allah Celle Celaluhu kendisine iman ve itaat etmemizi emretmiştir. Ve kendisini inkâr etmemizi ve ma'siyet işlememizi yasaklamıştır. Bizler bununla mükellefiz. Allah Celle Celaluhu’nun lehimizde veya aleyhimizde neyi takdir ettiği meçhulümüzdür. Bu konuda herhangi bir bilgiye sahip olmadığımız gibi bundan sorumlu da değiliz.  Dolayısıyla küfür, dalalet ve fısk ehli, Allah'ın takdir ettiği, yazdığı ve diledikleri meydana gelmeden önce O'nun takdirini ve dilemesini kendileri için delil getiremezler. Allah Celle Celaluhu şöyle buyuruyor: “De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir…” (Tevbe: 105)

Takdir edilenin meydana gelmesinden sonra ise, kaderle delil getirilmesine izin verilmiştir. Çünkü mümin, Allah Celle Celaluhu'nun kazasına boyun eğmekle büyük bir rahatlık duyar. Allah Celle Celaluhu'nun mümin için kazası ise, bollukta da darlıkta da hayır olarak cereyan eder.

6) Ameller Son Nefese Göredir:

İmam Buhari’nin Sehl b. Said Radiyallahu Anh'dan rivayet ettiği bir hadiste, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ameller son nefese göredir.” Bunun manası şudur; Kimin için ömrünün sonunda iman ve itaat yazılmışsa, her ne kadar bu şahıs bir zaman Allah Celle Celaluhu'yu inkâr etmiş ve günah işlemişse bile, Allah Celle Celaluhu ömrünün bitiminden önceki bir zaman diliminde onu iman etmeye muvaffak kılar. Şahıs bu hal üzere ölür ve cennete girer. Kimin için de ömrünün sonunda küfür ve fısk yazılmışsa, her ne kadar bu şahıs bir zaman iman ve itaat üzere bulunsa da, kulun dilemesi, amel etmesi ve kesbetmesi neticesinde Allah Celle Celaluhu onu yalnız bırakır, terk eder ve yardımını esirger. Böylece bu şahıs küfre girer, ateş ehlinin amellerini yapmaya başlar, bu hal üzere ölür ve cehenneme girer.   

İnsanların görünüşleri sizi aldatmasın. Zira itibara alınan ömrün sonudur. Yine insanların görünüşleri ümitsizliğe sevk etmesin. Çünkü muteber olan ömrün sonudur. Allah Celle Celaluhu'dan hak ve hayır üzere sebat etmeyi ve güzel bir sonla göçmeyi diliyoruz.

7) Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şu duayı çokça yapardı: “Ey kalpleri halden hale çeviren (Allah'ım)! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!” İmam Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste “Şüphesiz insanların kalpleri tek bir kalp gibi Rahman'ın parmaklarından iki parmağının arasındadır. Dilediği gibi çevirir” buyurmuş, sonra şöyle dua etmiştir: “Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimizi itaatine yönelt.”

8) İbni Hacer El Heytemi şöyle der: “Allah korusun, kötü son kulun batıni desiseleri sebebiyledir. İnsanlar buna muttali olamazlar. Bunun gibi bazen bir şahıs ateş ehlinin amellerini yapar. Ancak içinde gizli olan hayırlı bir haslet bulunup bu haslet ömrünün sonunda ona galebe çalar. Böylece güzel bir sonla ölmek, ona vacip olur.” Abdulaziz b. Davud der ki “Ölüm döşeğinde olan birinin yanında bulundum. Kendisine Kelime-i Şehadet telkin ediliyordu. Denildi ki: “Bu onları inkâr ediyor.”  Hakkında araştırma yapıldı. Görüldü ki ölüm döşeğinde olan şahıs içki müptelasıdır.” Abdulaziz şöyle diyor; “Günahlardan sakının! Çünkü günahlar bu şahsı bu hale düşürdü.” (1) (1) Fethul Mubin Li Şerhil-Erbain Sayfa: 105

9) Bu hadis-i şerif ceninin anne rahminde geçirdiği merhalelere işaret ediyor. Oysa anatomi ve embriliyoji bilim dalları bu merhaleleri ancak çağımızda keşfedilebilmiştir. Bu, Kur-an'ı Kerim'in ve Sünneti Nebeviye’nin apaçık bir ilmi mucizesidir.

Mütercim: M. Salih ŞİMŞEK

hadis ehadis kırk hadis kırk hadis şerhi imam nevevi mustafa elbuga elvafi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır