Artuklular - 2

Diyarbekir ve Mardin çevresinde 1102-1409 tarihleri arasında hüküm süren bir Türkmen hanedanı olan Artukluların bu defa sanatına bakacağız.

Artuklular - 2
Bu içerik 683 kez okundu.
Haberin videosu için tıklayın! Haberin galerisi için tıklayın!

Artuklu Sanatı. Artuklu sanatı, XII-XIII. yüzyıllarda Anadolu’nun güneydoğu bölgesinde gelişerek etkisini uzun süre devam ettiren bir Türk-İslâm sanatıdır. Bu sanat Artuklular’ın hüküm sürdükleri, Fırat nehrinin kolları arasında kalan coğrafî bölge ile el-Cezîre’de (Kuzey Mezopotamya), 1071’den sonra Türklüğün ve İslâmiyet’in yerleşmesine siyasî, askerî ve ekonomik faaliyetler kadar tesir etmiştir. Artuklu sanatını Artuklu siyasî tarihinde olduğu gibi bölgelere ayırarak incelemeye gerek yoktur. Çünkü bölgelere göre farklılıklar, küçük ayrıntılarda görülen bazı mahallî özelliklerden ibarettir.

Artuklu cami ve medreseleri, bu yapı tiplerinin erken devir Anadolu Türk sanatındaki gelişmeleri açısından önemli bir yere sahiptir. Mihrap önünde kubbesi bulunan, enine gelişmiş ana mekânlı ve geniş avlulu cami tipi, önce Artuklular’da kapalı bir bölge üslûbu olarak kalmış, fakat XIV. yüzyılın sonlarına doğru Beylikler döneminde tekrar ortaya çıkarak Anadolu mimarisini dolaylı biçimde etkilediğini ortaya koymuştur. 552 (1157) tarihli Silvan Ulucamii, enine dikdörtgen bir alanı kaplayan ve son araştırmalara göre bir avlunun güneyinde yer alması gereken kesme taştan bir yapıdır. Dört nefin üçünü mihrap önünde 13.50 m. çapındaki mukarnas tromplu kubbe keser. Üç yönde üçer kemer açıklığı ile yanlara bağlantısı bulunan bu kubbe, Büyük Selçuklular’ın İsfahan Cuma Camii’ndeki Melikşah’ın yaptırdığı kubbenin esaslarını tekrarlayan batıdaki ender örneklerdendir. Kuzey cephesinde görülen küçük nişlere sahip kabartma şeridi, içte de bazı yerlerde tekrarlanmıştır. Minaresindeki en erken tarihli kitâbenin 572 (1176-77) yılını gösterdiği Mardin Ulucamii, XIV. yüzyıla kadar devamlı değişikliğe uğramış olmakla birlikte avlusunun kuzeyinde yer alan çifte minaresi ve revaklı avlusu ile mihrap önü kubbeli cami tipinin diğer bir örneğini teşkil eder. Yavlak Arslan tarafından başlatılıp 601 (1204-1205) yılında kardeşi Artuk Arslan tarafından tamamlatılan Kızıltepe (Dunaysır) Ulucamii, Artuklu mimarisinin en önemli eseridir. Köşelerinde minarelerin yer aldığı geniş avlunun güneyine, yine enine oturtulan binanın üç nefinden ikisini mihrap önü kubbesi kesmektedir. Farklı şekillerde işlenmiş dört trompu ve kuzey cephesindeki zengin taş işçiliği gösteren avlu bağlantıları ile bir benzeri bulunmayan mihrabı çok ünlüdür. Harput’ta 551 (1156) yılına tarihlenen Ulucami, planlaması bakımından olduğu kadar tuğlanın geniş ölçüde kullanılması açısından da Büyük Selçuklular’ın 529 (1135) tarihli Zevvâre Cuma Camii’ne yakın özellikler gösterir. Büyük Selçuklu cami mimarisi ile Zengî sanatının kuvvetli tesiri altında Artuklu ustaların yaratma heyecanıyla meydana getirilen Artuklu camileri, Anadolu Türk mimarisinin âbidevî öncüleridir. Revaklı avlu, içten ve dıştan yapıya hâkim olan mihrap önü kubbesi, iç avlu, köşelere konulan minareler, zengin taş işçiliği ve örtülerde tuğla kullanılması gibi özellikler XII. yüzyıl içinde ilk defa bu yapılarda gerçekleştirilip XIII ve XIV. yüzyıllarda değişik ölçülerle devam ettirilmiştir.

Anadolu’da başlıca iki tipte gelişen medreselerin açık avlulu olanları da ilk defa Artuklular tarafından yapılmışlardır. XII. yüzyılın başlarında bir külliye halinde ortaya çıkan ve büyük kısmı bugün harap durumda bulunan Mardin Emînüddin Maristanı (bîmâristan) hastahane, hamam, medrese ve camiden meydana gelmektedir. XII. yüzyılın üçüncü çeyreğine ait iki katlı Mardin Hatuniye Medresesi, revaklı avluya sahip iki eyvanlı Anadolu medreselerinin en erken tarihlisi olarak günümüze ulaşmıştır. 595 (1198-99) tarihli Diyarbekir Zinciriye Medresesi ile aynı tarihte yapımına başlanan yakınındaki Ulucami’ye kuzeyden bitişik iki katlı Mesudiye Medresesi, revaklı avlulu ve kesme taş işçiliğiyle dikkati çeken ilk medreselerdendir. Bu gelişme XIII. yüzyılın ilk yarısında Mardin’deki Sultan Îsâ (Zinciriye) Medresesi ile Şehidiye Medresesi’nin büyük ölçülere varan planlamasında devam eder. Bu yapılarda, Artuklu mimarisinde değişik bir biçimde ele alınan ve ilk kıpırtıları Diyarbekir Mesudiye Medresesi’nde görülen, tek avlu çevresinde uzaklaşmış medrese tasarımının ileri bir uygulaması ortaya çıkmaktadır. Medrese ile türbe ve mescidi ayrı avlular etrafında toplamak kaygısına katılan dilimli kubbeler, geniş cephe ve iç avlu gibi unsurlar, yakındaki Sultan Kasım (Kāsımiye) Medresesi’ni de etkilemiştir.

Artuklu sanatının en önemli yapılarından biri, Diyarbakır’da 1961-1962 kazılarıyla ortaya çıkarılmış olan saraydır. İçkale’de, Saraykapı adını taşıyan geniş kemerin yanında Toptepe mevkiinde bulunan sarayın, Artukoğlu el-Melikü’s-Sâlih Nâsırüddin Mahmûd b. Muhammed’in (1201-1222) zamanına ait olduğu kabul edilmektedir. Bu bina, kazılarla cehennemlik (hypocaustum) kısmı ortaya çıkarılan hamamı, Dicle’nin karşı kıyısındaki bir kaynaktan su getiren künk sistemi ve divanhânesi ile Evliya Çelebi’nin de önemine temas etmiş olduğu bir saray kalıntısıdır. Dört eyvanlı şemaya sahip olan saray divanhânesinin güney eyvanında yer alan zengin mozaik ve çini süslemeli bir selsebil, çini döşeli kanallarla eyvanların ortasındaki fıskıyeli ve yine gösterişli mozaik ve çinilerle kaplanmış sekizgen bir havuza ulaşmaktadır. Anadolu Türk mimarisinde ilk defa görülen renkli taş ve küp cam mozaikler geometrik motifler oluşturmakta, aralarında da balık ve ördek figürleri bulunmaktadır. Bu saray Mardin Firdevs, Rişmil, Harzen, Harput ve Hısnıkeyfâ Artuklu sarayları içinde en iyi bilinenidir. Mardin’deki Firdevs Köşkü denilen saray kısmen ayakta ise de Rişmil ve Harzen mevsimlik sarayları bugün ortada yoktur. Harput ve Hısnıkeyfâ kalelerindeki saraylar ise ancak kazılarla aydınlatılabilecek durumdadır.

Anadolu’daki ilk Türk hamamları da başlıcaları Mardin’deki dört hamam olmak üzere yine Artuklu dönemine aittir. Bağımsız bir mezar anıtına rastlanmayan Artuklu mimarisinde türbeler, genellikle medreselerin içinde tasarlanmıştır. Kaynaklardan, Artuklular’ın bazı han ve kervansaraylar yaptırmış oldukları öğrenilmekte, ancak ticaret yollarının emniyeti bakımından daha çok köprülere önem verdikleri anlaşılmaktadır. Hasankeyf’teki Dicle Köprüsü ile Diyarbakır-Bitlis yolu üzerindeki Batman Suyu (Malabadi) Köprüsü, tek gözlü büyük açıklık ve figürlü kabartmalarıyla, Diyarbakır-Eğil yolu üzerindeki Devegeçidi Suyu Köprüsü de çok gözlü yapısıyla belli başlı örneklerdir. Kartal ve arslan kabartmaları kadar kitâbe kuşakları ile de dikkatleri çeken Diyarbakır surlarındaki Ulu Beden ve Yedi Kardeş burçları, askerî mimari konusunda Artuklular’ın ulaştığı noktayı gösteren en önemli kalıntılardır. Artuklu yapılarında çok sayıda usta ve mimar adına rastlanmaktadır. Îsâ Ebû Dirhem, Ca‘fer b. Mahmûd, Osman b. Takak, İbrâhim b. Ca‘fer, Yahyâ b. İbrâhim es-Sarafî devrin mimarisini yönlendiren ustaların bugüne adları ulaşabilenleridir. Kitâbelerde Sultan el-Melikü’s-Sâlih Mahmud’un “tersîm”inden bahsedilmiş olması da Artuklu mimarisinin bölgede kurmuş olduğu kuvvetli üslûp ve geleneğin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Yapılardaki taş süslemeler ve figürlü plastik yanında Artuklu sikkelerinde de özellikle kartallı armalar ve insan figürleri görülmektedir. Genellikle Oğuzlar’ın Kayı boyu damgasını kullanmış olan Artuklular, bu soyut sembolün yanında figürlü kabartmaları da kullanmışlardır. Artuklu tasvir sanatında, Diyarbakır Sarayı’nda yazılmış ve resimlenmiş olan Cezerî’nin ünlü “otomatlar” kitabı Kitâb fî maʿrifeti’l-hiyeli’l-hendesiyye de minyatür tekniğinde yapılmış bol sayıdaki krokileriyle önemli bir yer tutmaktadır. Artuklu maden sanatı, Türkiye ve dünya müzelerine dağılmış XIII. yüzyıla tarihlenen ve “Artuklu bölgesi eserleri” diye tanımlanan kakma maden işleri, çeşitli tekniklerle meydana getirilmiş ünlü kapı tokmakları, aynalar, taslar ve güğümlerle tanınmaktadır. Bu eserlerde Musul, Atabegler ve Selçuklu maden üslûplarına yakın benzerlikler görülür. Bu dönemin çini sanatı hakkında Diyarbakır Sarayı’nda bulunan çiniler bir dereceye kadar fikir vermektedir. Seramik hakkında ise devam etmekte olan Samsat kazılarının aydınlatıcı olacağı anlaşılmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Gabriel, Voyages; Doğan Kuban, Anadolu Türk Mimarîsinin Kaynak ve Sorunları, İstanbul 1965; Oktay Aslanapa, “Die Ausgrabung des Palastes von Diyarbakır”, Atti del Secondo Congresso Internationale di Arte Turca. Venezia 1963, Napoli 1965, s. 13-31; a.mlf., Türk Sanatı, İstanbul 1973; a.mlf., “Diyarbakır Sarayı Kazısından İlk Rapor”, Türk Arkeoloji Dergisi, XI/2, Ankara 1962, s. 10 vd.; Metin Sözen, Diyarbakır’da Türk Mimarîsi, İstanbul 1971, s. 225-228; Ara Altun, Anadolu’da Artuklu Devri Türk Mimarisinin Gelişmesi, İstanbul 1978; Gönül Öney, Anadolu Selçuklu Mimarisinde Süsleme ve El Sanatları, Ankara 1978; Ülker Erginsoy, “Maden Sanatı”, Anadolu Selçuklu Mimarisinde Süsleme ve El Sanatları [Gönül Öney], Ankara 1978, s. 153-179; a.mlf., “1978-1979 ve 1981 Yılı Samsat Kazılarında Bulunan İslam Devri Buluntularıyla İlgili İlk Haber”, Arkeoloji-Sanat Tarihi Dergisi, I, İzmir 1982, s. 71-81.

Ara Altun / TDV İslam Ansiklopedisi

mardin tarih artuklular sanat
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Elektrik ve doğalgazda ilk dönem zamlı geçti
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır
Amelin Çokluğu Değil, İhlâsın Varlığı Kurtarır